Z Kuşağı'nın sınır hatları eriyor!

Z kuşağının sınır hatları eridi, tükendi. Z kuşağı; bu sınırsız boşlukta biraz sen, biraz o, biraz da şu vaziyetine geldi. Z kuşağı; seni, onu ve şunu içinde barındıran kuşaklar çatışmasının merkez üssü oldu. 

“Umutlar Z kuşağında!”

“Z kuşağı unutmayacak”

“Bu Z kuşağına bir şeyleri öğretmek lazım.”

“Yeni nesilden bir halt olmaz!”

Ahh Z kuşağı... Dilimize pelesenk Z kuşağı... Omuzlarına birikmiş yüklerin henüz ağırlığını hissedemeden altına ezilmiş çocukların kuşağı. Kim ya bu Z kuşağı?

Öncelikle merhaba, ben Ekin. Ben bir Z kuşağı kişisiyim. Ve sana bir haberim var: Z kuşağının sınır hatları eriyor! Tükeniyor! Ve biz de kaynaklarımızı idareli kullanmıyoruz. Bu sınırları eritmek için tüm ferdilimizi kullanıyor, zihnimizin buharları bu buhranlı havayı temizlesin diye dilimize filtre dahi takmıyoruz. Aktivizmi de es geçmiyor buradan bir neo-modernizm selamı çakıyoruz. Bir araya geliyor, düşünüyor, arıyor, buluyor, bağırıyor, “Dur, sıra tüm diğer sınır ve kalıplara da gelecek de ilk şunu bir halledelim.” diyoruz. Aman yanlış anlaşılmasın ha, biz derken bir tek 98-2012 doğumlu kişiliklerden değil, hepimizden bahsediyorum; senden, benden, amcadan, teyzenden, ninenden, büyük mü büyük dedelerinden bahsediyorum. E tabi artık “Gel! Hangi kuşaktan olursan ol yine gel!” diyor ve tüm çağları bir dakikalık kucaklaşmaya davet ediyorum. Hoş geldiniz. Hoş geldik.

Teknolojinin içine doğmuş Z kuşağı, teknoloji ile büyümüş Y kuşağı ve “Az kayın bana da yer açın.” diyerek teknolojide yerini edinmiş X kuşağı... Kısa bir tanışma ve selamlaşma merasiminin ardından; kilitsiz, kapısız, duvarsız ve perdesiz bir evin çatısı altında birleştik biz tüm bu kuşaklarla. Çatımıza da medya dedik. Hatta çağımızın gereği turfandalığı burada da es geçmedik bir de bu medyanın başına “yeniyi” ekledik. “Yeni medya” dedik. Yeni medya; sınırlarımızı eriten, iki kuşak arasındaki fikir ayrılıklarını bir bir tüketen bir çatı haline geldi. Aynı çatı altında bir Z kuşağı kişisi bir Y kuşağı kişisinin fikirlerini en önden dinleyebilirken bir X kuşağı kişisi de sahnede tiratlarını atabildi. Yani Türkiye'nin çok çeşitliliği bu çatı altında da gözlerimizin önüne serildi. Ancak bu sefer, bu çok çeşitlilikte belirli farklılıklar sezildi. Bu çatı altında yaşsal statü farklılığı, saygınlık ölçütü, olgunluk kapasitesi, donanımlılık gereksinimi gibi kavramların hatları yeniden çizildi. Sonra silindi. Ardından yeniden çizildi ve bu böyle bir döngü haline geldi. Bu döngü içerisinde Z kuşağının rolü ise kendinden önceki kuşakların bastırılmışlıklarını, yarım kalan haykırışlarını, hayallerini ve idealarını kaftan biçip, neredeyse natüralist bir yapıda diğer kuşaklara sergilemek oldu. Bu sergileme esnasında Z kuşağı ne denli bilinçli ve ne denli manifesto sahibi bilinmez oldu. Ancak bu sergileme esnasındaki çok seslilik, çok biçimlilik, farklı donanımsal alt yapılara sahiplik ve birikmiş özgürlük ihtiyacının hangi inanç ve ideoloji altında olursa olsun aynı boğulma hissini yaratması, bu çatı altında; hoşgörüyü, saygıyı ve anlayışı gerekli kıldı. Bu gerekliliği reddeden farklı kuşaktan bireyler; Z kuşağı bireylerini yeni, marjinal, farklı, uzak, donanımsız yahut bilgisiz olarak yaftaladı. Bu gereklilikleri reddedenler arasında Z kuşağı içerisinden bireyler de yer aldı tabii. Onlar da kuşaktaşlarını yaftalamakta geri durmadı.

Tüm bu reddedişlerin asıl yanılsaması Z kuşağının diğer kuşaklardan bağımsız olması kanısıydı. Aslında reddedilen bu kavramlar Z kuşağına özgü değil, tüm kuşaklara ait zamansız kavramlardı. Bu kavramlar farklı seviyeler ve biçimlerle her çağ içerisinde var olmuştur. Fakat kendinden önceki kuşakların ideolojilerin, fikirlerin, toplumsal yapı ve kurumların bütününün sentezi olan Z kuşağı, bu kavramların en son seviyesini; dadist bir biçimde, özgürce ve ferdi yaklaşımlarla toplumsala dönüştürerek yansıttığından dolayı ortaya sfumato tarzı çizgilerden yoksun bir tablo ortaya çıktı. Renklerin birbirine karıştığı bu tabloda reddedişçiler kendi varlıklarını görmekte zorlandılar ya da görmekten kaçındılar. Oysa aynı çatı altında, aynı gündem etrafında her geçen gün sınırların eridiği, kuşakların birbirine karıştığı bu ortamda ne kadar görmekten kaçınılabilir olguları? Ne denli yok sayabilir insan öz ve öz içinde bulunduğu olayları? İşte bu yoksayış, Z kuşağını etkin özne kıldı. Oysa cümlenin içinde nesne, zarf ve dolaylı tümleç görevinde olan diğer kuşak bireyleri de vardı. Onlar yok sayıldı. Bu esnada Z kuşağı diğer kuşaktan olanlarla sohbeti koyulaştırıp, ikinci üçüncü çaya geçerken kapının önünde çağ dışı kalmış benlikleriyle bilinen bazı reddedişçi bireyler birikti. Bileklere kelepçe vurma ümitleri onları bir de iyice kemiksizleştirdi. Şimdi bu çatı altından onlara kötü bir haber: Kelepçelere sığanlar ne bileklerdir ne de kuşaklar. Kelepçeye sığabilecek olanlar asıl çağ dışı dinozorlar.

Son olarak merhabalar, ben Ekin. Ben bir Z kuşağı kişisiyim ve sana bir haberim var: Z kuşağının sınır hatları eridi, tükendi. Z kuşağı; bu sınırsız boşlukta biraz sen, biraz o, biraz da şu vaziyetine geldi. Z kuşağı; seni, onu ve şunu içinde barındıran kuşaklar çatışmasının merkez üssü oldu. Bundan ötürüdür ki: Z kuşağının sesi, senin önceden dillendirdiklerindir. Z kuşağının bilgisizliği, onun önceden öğrenmemişliğidir. Z kuşağının bildiği, şunun önceden ne kadar gördüğünden az ötede değildir. Yani demem odur ki Z kuşağı biziz!

Umutlar Z kuşağındaysa, umut insanlıkta. Z kuşağı unutmayacaksa, insanlık unutmayacak. Bir şeyleri öğrenmesi gereken Z kuşağıysa, insanlık dersliklere…! Z kuşağından bir halt olmuyorsa, insanlık sen de çok umutlanma.

Şimdi en başta sorduğumuz “Kim ya bu Z kuşağı?” sorusuna geri dönersek… Kuşak tanımı burç yorumlarına yaklaşalı çok oldu. Omuzlarındaki yükün henüz ağırlığını hissedememişken altında ezilmiş çocuklar ise kuşaklardan taşalı çok oldu. Yine de, yine “Kim ya bu Z kuşağı?” sorusuna kesinkes bir cevap vermek gerekirse: Z kuşağı; Zihninin buharları buhranlı havayı temizlesin, aydınlık göklerde gökkuşağı tekrardan yerini edinebilsin diye dillerine filtre dahi takmayan insanlığın son durağıdır. Belki yepyeni bir dünyanın girişi belki de çoktan çürümüş düzenin çıkışı…