Uzaklık

Yapabilirdim deyip ardından yasını tuttuğun hayallerin var mı? Uğrunda benliğini feda ettiğin kaç davan var? Değişmesi gereken şeyler için yorulduğun, yıprandığın, bağırdığın, duyulmadığın kürsülerinde yumruğunun izi kaldı mı?

Ne kadar uzakta şimdi senden çocukluğun? Ne kadar uzakta şimdi okuduğun ilk kitap senden? Ne kadar uzakta şimdi senden baban? Ne kadar uzakta anıların ve hayallerin bedeninden? Ne demek uzaklık? Nasıl bir his hissizleştiğini bilmek, bildiklerinin bilmediklerinin altında ezildiğini görmek? Çığlık gibi bir his bazı gecelerde. Kulakları tırmalayan ama iki adım öteden duyulmayan bir çığlık. Dört tarafını saran. İçini, için için dolduran bir çığlık. Özlemek. Duyguların en ağırı, belki de en ağrıtanı. Kalbini. Zihnini. Ve o çığlığa karşı bir sessizlik. Çığlığından da güçlü bir haykırış. İçini, için için soğutan bir dinginlik. Alışmak. Duyguların en hafifi, belki de en ilacı. Kalbinin. Zihninin. Özlediklerinin. Bilmem gelir mi aklına arada çocukluğun, ailen, sevdiklerin, geçmişin. Geçip de hiç gitmeyen biriktirdiklerin. Benim neredeyse hiç çıkmaz aklımdan geçmişim. Aklımdan çıksa da kalbimden uçmaz ki hissettiklerim.

Çocukluğum. Çocukluğumun geçtiği evler. Duvarlara çarpan gülüşler. Kaşları çattıran kırgınlıklar. Elleri ayaklara dolaştıran heyecanlar. Sıcaklıklarında kaybolunan kucaklar. İçine işlemiş şehirler. Köşesi belki on, belki yüz defa dönülmüş mahalleler. Ve en önemlisi insanlar. Çocukluğumun, geçmişimin insanları. Bazıları dünümde kaldı, şimdimde olanların bazılarından eser kalmadı. Yarınımda da sisli bir belirsizlik saklı. Öyle geçiyor ki zaman, öyle değişiyor ki hep aynı kalır sanılan. Farkındalıklar, hazırlıklar kayboluyor işte o an. Kendini hazırladığın binbir türlü an yıkıyor seni, hiç sarsılmam sandığın o an. Alıştığını sandıklarına hiç bilmediğin kadar büyük bir özlem hissediyorsun o an. Ve özlediklerinin; aklına bile gelmediklerini fark ettiğin, alışmayı öğrendiğin o an. Anlarının, anılarına dönüştüğünü gördüğün o ilk an. Nasıl da anlamsızlaşıyor işte zaman. Sende iz bırakan yaşanmışlıklarla ve yolunu aydınlatan amaçlarınla bir başına kaldığın koskoca bir zaman. Yıllar olmadan, günler olmadan; saatler, dakikalar, saniyeler olmadan. Zamanın ne demek olduğunu vakit dolduğunda anladığın işte tam o an. Sen ne yaparsın o anlarda? Ben düşünürüm. Özlerim. Hissederim. Hayal ederim. Kendime, cevabını belki bildiğim belki de hiç duymak istemediğim sorular sorarım. Cevaplarını içimde bulamadığımda için için ansızlaşırım. Koskoca bir zamansızlığın içinde elimde kalan tek anı da kendimden uzaklaştırırım. Geçmişe ya da geleceğe kaçar, varlığımı bir nevi sırlaştırırım.

Yapabilirdim deyip ardından yasını tuttuğun hayallerin var mı? Uğrunda benliğini feda ettiğin kaç davan var? Değişmesi gereken şeyler için yorulduğun, yıprandığın, bağırdığın, duyulmadığın kürsülerinde yumruğunun izi kaldı mı? Çocukluğunun soğuk gecelerinde sıcaklığını hissettiğin annenin kokusu hala burnunda mı? Babanla ettiğin sohbetlerin sessizliği kulaklarında mı? Yanında aradığın kardeşinin ellerini hiç tutamayışın senin de pişmanlığın mı? Gözünün içine baktığın, kol kola duvarları aştığın dostlarının şimdi nerede olduğundan haberin var mı? Senden beklenilenler kendinden beklediklerini bir bir unutturdu mu sana da? Toplumun ensendeki gözü ağrıttı mı başını senin de? Sen de yaşamak zorunda bırakıldığın hasretlere dargın mısın? Kendine kırgın mısın? Benliğine, geçmişine, ailene, gerçekten zannettiğin kadar aşina mısın?

Uzakta sandıklarım aslında en derinimde. Hissizliklerim aslında en büyük fikirlerim. Özlemlerim çığlık, duymasam da gelir kulağıma. Alışmalarım merhem, yakar da kalbimi sarar da içimi. Aklımdan hiç çıkmayanlar, aklımdan değil kalbimden çıkmıyormuş aslında. Zaten çıkması için zorlayan da yok oralarda. Tutamadığım zamanlar, ansızlığında kaybolduğum anlar; hayat demekmiş bu arada. Yarı yolda kalan davalar, diyemediğim hayırlar, sesimi çıkarma yolunda doğru cümleleri bulmak için fikirlerimi unuttuğum o akşamlar… Sorular… Anlar… Geçmişinle, geleceğinle, içinde akıp gittiğin senelerle… Kırgın mısın kendine? Kırgın mısın onlara? Ya da aşina mısın benliğine? Yaşamak için, yaşadığın için, yaşayamayanlar için, yaşatmak için.