Samiland Masi (Máze) Köyü ve Kürdistan Heskîf (Hasankeyf) (2)

Şüphesiz Hasankeyf ve Alta-Kautokeino’da yapılmak istenenler, devletlerin sömürgeci iştahlarının günyüzüne çıktığı utanç projeleridir. Kürdistan ve Saamiland, sömürgecisi ile birlikte yaşamak kısmında ortak bir kaderi paylaşmaktadır.

Yeryüzünde yaşayan ve egemen uluslar/devletler tarafından yönetilen, yönlendirilen ve baskılanan tüm etnik, dini ve ulusal azınlıklar, geleceklerine yönelik kararları alabilecekleri resmi mekanizmalara ve politik organlara sahip olmayı hak eder. Orta Doğu’dan Güney Amerika’ya, Güney Afrikada’dan Kuzey Avrupa’ya, dünyanın dört bir yanında yaşanan küresel “demokrasi” krizinin sonucunda, ulus devlet parlementolarının birer rant ve batalık halini aldığı, hukuk ve temel hak ve özgürlüklerden yoksun izlenilen politikaların en ulvi örneklerine her geçen gün şahit olmaktayız. Bunun ile paralel, yerli halkların, azınlıkların veya ötekileştirilmiş tüm toplumların ve kimliklerin, özgürlük ve eşitlik mücadelesi de yeryüzünün her bir parçasında sürmekte, gelişmekte ve sömürgeciliğe karşı meydan okumaktadır.

Bir önceki yazıda selamladığım Alta-Kautokeino direnişini referans alarak bir özet geçmek isterim. Yerli aktivizminin, yerli enternasyonalizminde büyük bir etki bırakan örneklerinden birisi de Saami halkının Álttáeatnu-Guovdageaidnu (Alta / Kautokeino) hidroelektrik projesine karşı siyasi ve fiziksel mücadelesidir. Norveç hükümeti tarafından yapılmak istenen kolonyalist bir proje ile, Saami yerleşimindeki Masi (Máze) köyü sular altında bırakılacaktı. Ayrıca hukuksuz bir şekilde başlatılan çalışma sonrası, kırsal bölgedeki su baskını sonucunda  büyük ölçüde toprak kaybı yaşanmıştır ve bu Saami ren geyiği otlakçılarını ciddi anlamda olumsuz etkilemiştir. Hayvanların otlak alanlarının sular altında kalmasından dolayı, yerliler ren geyikleri ile birlikte göç etmek zorunda kalmışlardır. Saami halkı için ren geyiği sürüleri ve yetiştiriciliği hayati önem taşımaktadır ve bu sahip oldukları yüzyıllar öncesine dayanan bir kutsallığı beraberinde getirmektedir. Yani ren geyikleri ve yetiştiriciliği Saami halkı için kutsaldır. Ayrıca ren geyiğine sahip olmak Saami olmanın bir gereği olarak görülmektedir ve maneviyatı yüksek bir sahiplik olarak nitelendirilir.

Norveç devleti bu hassasiyetin farkında olarak bu bölgede yapmak istediği proje ile Saami yerli halkını doğrudan karşısına almıştır. “For Sámi reindeer herders, both the flooding created by the dam project, and especially the riverside access road, threatened a significant loss of pastoral land.” (Crossant, 2016, p.52)1

Buna karşılık Saami halkı öz örgütlülükleri ile yapılmak istenen sömürgeci projeye karşı direniş göstermeye karar kıldılar. Saami Araştırmaları Merkezi’nden Jonathan Crossen, Indigenous Internationalism (Yerli Enternasyonalizmi) odaklı çalışmasında şöyle yazıyor, "To present an indigenous-focused response to the dam, they formed the Sámi Action Group (SAG) and sought a different means of resistance." (Crossant, 2016 ,p.53)2

Bu direniş ve uyanış, Saami yerli halkının bağımsızlık mücadelesi tarihinde de bir dönüm noktası olarak görülüyor. Saami akademisyen Else Grete Broderstad, Alta/Kautokeino direnişini bir uyanış olarak yorumluyor: "The incidents related to the hydropower development in the Alta/Kautokeino area stimulated Saami self-defense, where awareness of being a Saami increased considerably."(Broderstad, 1997) 3

Farklı yerli bölgelerden politikacılar, sanatçılar, müzisyenler, ressamlar, yazarlar, şairler ve birçok yetenekli aktivist; yazılı edebiyatın gelişmesi ve millet bilincinin oluşması ile birlikte yine yerli halk olma bilincini geliştirmiş ve bu mücadelenin kuşaklara aktarılmasında önemli rol oynamıştır. Yerli enternasyonalizmi, yerli aktivizm ve halk hareketlerinin bilinci doğrultusunda kritik bir strateji olarak ortaya çıkıyor. Dünyanın birçok yerinde başlayan protestolarla birlikte bir diğer önemli nokta da yerli halkların kendilerini temsil etme ve tanımlama mücadelesidir. 1970 öncesi yerli liderlerin ve aktivistlerin çalışmaları ve örgütlenmesiyle uluslararası arenada, özellikle BM toplantılarında, yerli temsilin temelleri atılmıştır. Yerli halkların uluslararasılaşan mücadelesi, 1970'li yıllardan itibaren ortaya çıkan ve gelişen insan hakları odaklı bir küreselleşme eylemliliği veya hareketliliğinden doğru mümkün hale gelmiştir.

Masi (Máze) köyünde yaşanan politik mobilizasyon ve sömürgecilik tansiyonu ise sizlere Hasankeyf’i hatırlatıyor mu? Yapılan arkeolojik çalışmalar doğrultusunda binlerce yıl öncesine uzanan kalıntılar veya arkeolojik bulgular ile, antik döneme kadar uzanan tarihin sular altında kaldığı o günlerin üzerinden bir sene geçti.  Dicle üzerine yapılması planlanan Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali baraj gölü projesi sonucunda, Kürdistan’da bir tarih sular altında bırakılmıştır. Kürdistan topraklarının yaşadığı ekonomik, kültürel ve yerleşimci sömürgecilik, insanlık tarihinde her gün yeni bir travma oluştururken; toprakların kullanım hakkının savunulması, Kürt dili ve kültürünün canlandırılması ve yeniden inşası üzerine hareketlilik ve mücadele her türlü baskı ve şiddete rağmen devam etmektedir.

Şüphesiz Hasankeyf ve Alta-Kautokeino’da yapılmak istenenler, devletlerin sömürgeci iştahlarının günyüzüne çıktığı utanç projeleridir. Kürdistan ve Saamiland, sömürgecisi ile birlikte yaşamak kısmında ortak bir kaderi paylaşmaktadır. Her iki halkın güncel siyasi pozisyonu ve imkanları birbirlerinden farklı olsa da, yüzyıllar boyunca karşılaştıkları asimilasyon, entegrasyon ve sömürü politikaları sonucunda kültürel ve yaşamsal kayıpları büyük ölçüde benzeşmektedir. Saami dilinde okur ve yazar sayısının risk boyutu taşıyan derecede olması, tüm Saami dili canlandırma çalışmalarının sonucunda halen, Saami dilinin sosyal ve kültürel yaşamda aktif olarak kullanılamaması, yine yıllarca empoze edilen kendi kimliğinden utanma ve sahiplenmeme algısının oluşturduğu duyarsızlık ortamı, Kürdistan’da devam etmekte olan asimilasyonun -kalıcı olduğunu düşündüğüm- etkilerini çağrıştırmaktadır.

Kaynakça; 

1 Yazarın metninden direkt olarak alıntılanan bu kısımda; “yapılmak istenen baraj projesi yüzünden, Saami ren geyiği otlakçılarının kullandıkları nehir kenarındaki erişim yolu ve önemli bir kırsal arazinin kaybolduğu” gerçeğinden bahsedilmektedir.

2Yine Crossant bu kısımda; “ Baraj projesine karşı gösterilen direnişin temsiliyeti olarak, Saami Aksiyon Örgütü’nün kuruluşunu ve farklı direniş yöntemlerinin arandığını” belirtmektedir.

3 Else Grete Broderstad makalesinden alıtınanan bu yazıda “Alta-Kautokeino bölgesinde yaşanan olaylardan sonar Saami olma bilincinin arttığını ve Saami halkının öz savunma pratiklerinin geliştiğini” belirtmiştir.

Jonathan Crossen (2016) Safe Haven for an Indigenous Fugitive: Indigenous Internationalism and Illegal Protests. American Indian Culture and Research Journal 1 January 2016; 40 (2): 51–71. doi: https://doi-org.mime.uit.no/10.17953/aicrj.40.2.crossen

Else Grete Broderstad (1997) Saami Identity in Cultural and Political Communities Working Paper No 9/97 p5/21

Kuzey Kürdistan’dan, Kuzey Avrupa’ya: Değişmeyen tek şey Mücadele! (1)