Nerede kalmıştık? (2)

Çekilme kararının altında kaç imza olursa olsun, bizzat hayatlarımızla ilişkili bu Sözleşme’den vazgeçmeyeceğimizi dile getirdik ve getirmeye devam ediyoruz. Evet, bu Sözleşme toplumsal cinsiyete dayalı şiddete maruz kalmış veya kalabilecek herkesi koruyor ve bu yüzden biz kadınlar ve elbette LGBTİ+’lar #vazgeçmiyoruz.

#vazgeçmiyoruz

Nerede kalmıştık?

Türkiye Devleti bir gece yarısı kararnamesiyle İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmişti. Akabinde bu kararın (gayri) hukukiliği bolca tartışıldı ve “hukukun üstünlüğü” ilkesini, demokratik değerleri savunan hukukçuların birleştiği nokta aşikârdı. Bana göre daha mühimi kadınların kararnamenin hukuki niteliği ne olursa olsun bizzat hayatlarını alakadar eden bu Sözleşme’den vazgeçmeme iradesini ayan beyan göstermesi oldu. Çekilme kararının altında kaç imza olursa olsun, bizzat hayatlarımızla ilişkili bu Sözleşme’den vazgeçmeyeceğimizi dile getirdik ve getirmeye devam ediyoruz. Evet, bu Sözleşme toplumsal cinsiyete dayalı şiddete maruz kalmış veya kalabilecek herkesi koruyor ve bu yüzden biz kadınlar ve elbette LGBTİ+’lar #vazgeçmiyoruz.

Nerede kalmıştık?

Tarih 1980’leri gösterdiğinde insan haklarının gerekleriyle toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik politikaların bağı daha fazla gündeme gelir olmuştu. İşte bu civarlarda karşımıza Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi nam-ı diğer CEDAW çıkıyor. İstanbul Sözleşmesi’ne giden süreçte, gerek dünyadaki gerekse de Türkiye’deki gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, CEDAW’a özel olarak yer vermek icap ediyor. Her ne kadar biri bölgesel ( Avrupa Konseyi), diğeri uluslararası çapta (Birleşmiş Milletler) iki sözleşme mevzu bahis olsa da bir etkileşimin olmadığını iddia etmek mümkün değil. Zaten Türkiye’de yaşanan gelişmeler de bu iki sözleşmeye ve onlarda yer alan denetim mekanizmalarına göre ilerlemişti.

BM tarafından “kadın on yılı”[1] ilan edilen 1975- 1985 yılları arası, kadın hakları ciddi oranda tartışıldı ve bunun bir parçası olarak CEDAW 1981 yılında yürürlüğe girdi. CEDAW’ın yürürlüğe girmesi ile birlikte, kadın haklarının gündeme getirilmesinden öte bir çaba ortaya konulmuş, bu hakların yasalarda yer almasının, hukuki düzenlemelerin ve uygulamaların denetlenmesinin önü açılmış oldu.

Kısaca CEDAW

“[...] CEDAW ‘kadınların evrensel insan hakları bildirgesi’ olarak tanımlanmaktadır. CEDAW’ın özünü birbiriyle bağlantılı üç ilke oluşturmaktadır. Bunlar eşitlik ilkesi, ayrımcılık yapmama ilkesi ve devletin yükümlülüğü ilkesidir.”[2] 1985 yılında Türkiye tarafından kabul edilmiş olan CEDAW’da, 1. maddede kadınlara karşı ayrımcılık tanımlanmakta ve tarafların bu ayrımcılığın önlenmesi için uygun her türlü tedbiri alma yükümlülüğüne yer verilmekte.

Sözleşme’nin önemli yanlarından biri de sadece kamu kurumlarının değil, özel kişi ve kurumların yaptığı ayrımcılığa karşı da koruma sağlanması. Bu çerçevede, taraf devletler biçimsel eşitlik sağlayıcı politikalarla yetinmemeli, kadın ve erkeği gerçek anlamda eşitleyici politikalar icra etmeli. Bir başka deyişle kâğıt üzerinde eşitlik sağlayan düzenlemeler nedeniyle kadınların pratikte dezavantajlı pozisyona düşmesinin önüne geçilmeli ve pozitif ayrımcı tedbirler vasıtasıyla, farklı cinsiyetten bireylerin haklarına eşit olarak erişiminin koşulları temin edilmeli.

CEDAW’ın uygulanmasındaki gelişmeleri izlemek bakımından Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi mevcut ve taraflar bu Komite’nin incelemesi için BM Yüksek Komiserliği’ne 4 yıllık periyodlarla rapor sunmakla yükümlü. Rapor sunma yükümlülüğünün yanı sıra, 22 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe giren ve 8 Eylül 2000’de Türkiye tarafından kabul edilen CEDAW Ek Protokolü’yle, Komite’ye bireysel başvuru hakkı getirildi. Başvurunun neticesinde ilgili Sözleşme’de düzenlenen hakkın ya da hakların ihlal edildiği tespit edilirse, yükümlülüklerin yerine getirilmesi için görüş ve öneriler bildirilir. Komite bir mahkeme değil ve tazminat ödenmesi gibi kararlar alamaz. Ancak taraf devletler kararlara uymakla yükümlüler, bu açıdan esasen bağlayıcılık mevzu bahis. Ek Protokol’ün mühim bir diğer yanı da Komite’ye re-sen araştırma yapma yetkisi verilmesi. 8. maddeye göre, “Komite, Sözleşme’de düzenlenen hakların bir taraf Devlet tarafından ağır/ (ciddi)  ve sistemli biçimde ihlal edildiğine dair güvenilir bilgi alırsa” bu yola gidebilecek. 

İstanbul Sözleşmesi’yle ilişkisi bağlamında hemen belirtmek icap eder ki; toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ilk başta doğrudan CEDAW’a dâhil edilmemiş, bunun için Komite’nin 12 ve 19 numaralı tavsiye kararlarının ortaya çıkması icap etmiştir. Tavsiye kararlarının bağlayıcı yönü sözleşmelere göre oldukça zayıf. Ancak 19 numaralı tavsiye kararında kadına yönelik şiddetin bir ayrımcılık türü olduğunun altı çiziliyor ve bu yine de son derece önemli bir vurgu. Buna göre, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet de diğer ayrımcılık türleri gibi CEDAW’ın ve Komite’nin denetim yetkisinin sınırları içerisinde.

Ve buradan da zaten İstanbul Sözleşmesi’nin en temel argümanlarından biri karşımıza çıkmakta: Adı üzerinde, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin temelinde toplumsal cinsiyet ayrımcılığı yatar.

Devam edecek…


[1] http://www.un.org/en/sections/issues-depth/women/

[2] Gülriz Uygur- İrem Çağlar Gürgey, “Kadınların ve Kız Çocuklarının İnsan Hakları İhlali ve Bunun Bir Örneği Olarak Kadına Yönelik Şiddet”, ed. Funda Kaya- Nadire Özdemir- Gülriz Uygur, Kadınların ve Kız Çocuklarının İnsan Hakları: Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddet, Savaş Yayınevi, Ankara, 2014, s. 19.

Başlarken: Neden İstanbul Sözleşmesi? (1)

Öne çıkan haberler!