Kuzey Kürdistan’dan, Kuzey Avrupa’ya: Değişmeyen tek şey Mücadele! (1)

Anti-Sömürgecilik her yerde ve her alanda kuşanılması gereken bir öz savunmadır. Her millet, millet olmanın bilinci ile kendi kaderini tayin hakkına sahiptir. Bu hakkın tüm etnik, dini ve ötekileştirilmiş topluluklar veya azınlıklar için kolektif haklar kapsamında kabul edilmesi için uluslararası bir dayanışma anahtar görevi görecektir.

Yeni Türk Devleti’nin inşasından ve ilanından sonra etnik ve dini topluluklara yönelik politikalar incelendiğinde, bu politikaların temel hedefi: azınlıkların ve tüm farklılıkların tekleştirilmesi icabında Türkleştirilmesidir. Bu amaca yönelik olarak toplumsal ve kültürel köklü değişiklikler olarak nitelendirilen ve özünde asimilasyon ve entegrasyon politikaları olarak yürürlüğe girmiş hükümet stratejilerinin büyük oranda hedefi Kürtler başta olmak üzere, Kürdistan halkları olmuştur. Kronolojik olarak bir süreç ve tarih dersinden ziyade, azınlıkların asimilasyon ve entegrasyon süreci politikaları, her geçen gün yüzyıllık bir sürecini tamamlamaya yaklaşmaktadır. Bu yazıda Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından sonraki süreç referans alınarak, süreç “yüzyıl” olarak nitelendirilmektedir. Kürt halkının özgürlük ve toprak hakları mücadelesinin yüzyıllar öncesine kadar dayandığı çeşitli yazılı kaynaklar ile ispat edilmiştir. Bu yazılardan bir tanesini referans olarak göstermek gerekirse, Stig Wikander tarafından orijinal baskısının 1959 yılında İsveç’in Uppsala şehrinde yayınlandığı Antolojîya Tekstên Kurdî kitabi okumaya değer, önemli eserlerden bir tanesidir. Ksenophon’un Anabasis adlı eserinin Kürtçe çevirisinden bir bölüm (Kardûx û Welatê Kardûxan) sunulmaktadır. M.Ö 400 yıllarında yazılmış bu kitapta Kürtlerin vatanı olarak tanımlanan Kardukya’da gerçekleştirilen seferler, bu seferlere karşı Karduklu’ların geliştirdiği savaş ve self-defans pratikleri anlatılmaktadır. “Em ji welatê Kardûxan di heft rojan de derbas bû bûn. Di wan heft rojan de bîstekê ji me çekên xwe dananî bûn. Ezab û eziyeta, ko me di wan heft rojan de dîti bûn, me ew ne di şerê şahê Êcem, ne ji piştî kuştina Korûş u di wextê perîşanîyê de ji ne dîti bûn.” (Azizan, Hawar 32, 1941) Tarihin tozlu sayfalarından, günümüz Kürdistanı’na ve özelinde Kuzey Kürdistan’a yüzümüzü çevirdiğimizde değişmeyen tek şeyin halkların asimilasyon ve sömürgeciliğe karşı özgürlük mücadelesi olduğunu görmekteyiz.

Anti-Sömürgecilik her yerde ve her alanda kuşanılması gereken bir öz savunmadır. Her millet, millet olmanın bilinci ile kendi kaderini tayin hakkına sahiptir. Bu hakkın tüm etnik, dini ve ötekileștirilmiș topluluklar veya azınlıklar için kolektif haklar kapsamında kabul edilmesi için uluslararası bir dayanışma anahtar görevi görecektir.

Ulus-Devletlerin kirlettiği ve her bir karışını sömürgeleştirdiği dünya düzeninde, şüphesiz asimilasyon ve yok etme politikaları sadece Orta Doğu’da gerçekleşmemiştir. Azınlıklara karşı uygulanan politikaların benzerliğini pratik olarak gözlemleyebiliyoruz fakat bu politikaların hedefinde bir başka halk var ki, Kürt halkının asırlardır yaşadığı asimilasyon ve entegrasyon sürecini ve kaderini biçimsel olarak paylaşmaktadır. Kuzey Avrupa’nın, İskandinavya’nın en eski halklarından bir tanesi, Uluslararası Çalışma Örgütü ILO 169 (Indigenous and Tribal Peoples Convention, 1989) ve Birleşmiş Milletler Yerli Hakların Hakları Beyannamesi UNDRIP (United Nations Declaration on the Rights of Indigenous Peoples) ile yerli halk olarak kabul edilmiş Sami halkıdır. The Indigenous World 2020’ye göre yerli halklar dünya nüfusunun %5’lik bir Kısımını oluştururken, Dünya biyoçeşitliliğinin ise %80’lik bir kısmını korumaktadır. (Mamo, 2020, p.6) Sami halkının karşılaştığı asimilasyon ve entegrasyon politikaları 14.yüzyıldan itibaren günümüze kadar ulaşmıştır. Sami halkı kuzey Avrupa’da İsveç, Norveç, Finlandiya ve Rusya resmi sınırları içerisinde yaşamaktadırlar. Bu bölgesel dağılım ve sınırları belli olmayan toprakların halkı, sizlere Orta Doğu’dan bir örnek çağrıştırıyor olabilir. 18. yüzyılda, Kuzey'in yerli halkı Sami, gelişen reformist Hristiyan hareketiyle birlikte Şamanist, doğa odaklı, çok tanrılı dini algıdan Hristiyanlığa geçiş ile bütünleşmeye başladı. 18. yüzyıldan 19.yüzyıla kuzeyin en kuzeyinde, tarımla uğraşan yerli halklar ren geyiği yetiştiriciliği, otlakçılığı ve balıkçılıkla geçimlerini sağladılar. Bu dönemde asimilasyon için üç güçlü unsur kullanılmıştır; entegrasyon (bütünleşme), sömürgecilik ve Hristiyanlaştırma. İlk olarak, ekonomik entegrasyon ile Sami halkının ticaret ve geçim kaynakları sistemine müdahale edilmiştir ve yerli halklara ekonomik bir sömürge politikası uygulanmıştır. Buradaki temel amaç ise, kuzeyin yerli halkının ticaret alanlarını kontrol altında tutmak ve vergi sistemine tabi tutmaktır. Böylelikle Sami toplulukları vergiler, ticari kısıtlamalar ile devletlere bağımlı bırakılmıştır ve ekonomik olarak tutsak edilmiştir."These developments considerably undermined the foundation for autonomous Sámi social systems. On the state policy level, the more indirect control represented by overlapping taxation and trade continued and developed in such a way that the surrounding states definitively subjugated the Sámi areas.” (Hansen and Olsen 2014, p:243) Bu yazıda uzun uzun politikaların neler olduklarını, nasıl geliştiğini ve sürecin nasıl işlediğinden ziyade, aynı kaderi paylaşan iki halkın güncel politik statüsünü özetler nitelikte yorumlamayı daha doğru buluyorum. Bir yanda Mezopotamya’nın en kadim halklarından Kürtler, öte yandan yine insanlık tarihinin kadim yerli halklarından Samiler… Aktivist bir Kürt ve Yerli halklar için çalışmalar alanında yüksek lisans yapan yerli-olmayan bir öğrenci pozisyonunda, bu süreçte öğrendiklerimin bir çıktısı olarak bu karşılaştırmayı yaparken esas aldığım temel değer, halkların süre gelen özgürlük mücadelesidir.

Yaşadıkları topraklar üzerinde egemen güçlerin dizayn ettikleri tüm sosyal, ekonomik ve kültürel sistemlerin içinde, kendi özlerine ve kültürel miraslarına yönelik yapılan tüm dışlayıcı, ötekileştirici ve ırkçı saldırılara rağmen hayatta kalmayı başarmış bu iki halk, günümüzde hala asimilasyon ve entegrasyon politikalarına farklı düzeylerde maruz kalmaktadır.

Her ne kadar Kuzey Avrupa ülkelerinin inşa ettiği refah ve sosyal devlet anlayışının, insan haklarına verilen değerin ve objektif eğitim sisteminin güzelliği ve önemi vurgulansa da bu ülkelerden birisi olan ve Sami nüfusunun büyük bir bölümünün yaşadığı Norveç’in bir sömürgeci devlet tarihi vardır. Geçmişte Sami halkının dilini, kültürünü ve inan seremonilerini yasaklayan ayrıca Sami halkının yaşadıkları topraklarda ekonomik ve endüstriyel sömürge altına alan Norveç devleti, bugün tarih arenasında Sami halkına yaşattıkları zorluklar ve ırkçı politikaları ile yüzleşmektedir. Maalesef, Kürdistan’da gerçekleştirilmiş katliamlar, uygulanmıș tekçilik ve sömürü politikaları ile yüzleşmeyi bırakın, bugün tarihsel gerçekleri ve günümüz hak ihlallerini ortaya koymaya çalışan Kürt partisi HDP’nin kapatılması yönünde yargıya talimat verilmiştir. Sami halkının politik mobilizasyonu tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilen Alta-Kautokeino ayaklanmasını, 21 Mart ile kutlayacağımız ve Kürt halkı için özgürleşme, mücadele ve güzelliklerin habercisi olan baharın gelişinin sembolü olan Newroz ile selamlıyorum. Azınlıklar ve yerli halklar arasındaki uluslararası sözleşmelere dayanan farklılıklar ve politikaların analizi ve açıklanmasına yönelik başka bir yazıda görüşmek üzere.

Öne çıkan haberler!