Kapitalizm üretim bandındaki aksamaları nasıl çözecek?

Pandemiyle birlikte hem toplumsal hem de iktisadi yaşamda değişimler olacaktır, olmalıdır da. Sadece bu süreci değerlendirirken keskin ve köşeli söylemlerden kaçınmanın gerekli olduğunu düşünüyorum.

Toplumsal ve iktisadi yapıyı iki yıla yakındır etkisi altına alan salgının birçok açıdan düşündürdükleri var. Salgının toplumsal yapıya dair etkisini değerlendirirken iki farklı görüş öne çıkıyor. İlk görüş, ‘hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı’ iken ikincisi ise ‘hiçbir şeyin değişmeyeceği’dir. İlk görüş iyimserlik taşırken, ikincisi karamsarlık içeriyor. Elbette toplumsal yaşamda süregelen olaylar belli değişimlere sebep olabilir veyahut toptancı bir yaklaşımla, var olanı yıkıp ‘yeniyi’ yaratabilir (kurabilir). Yalnız bu, Marx’ın deyimiyle, “Bütün ölmüş kuşağın geleneği…” ‘yardıma çağırılarak’ yapılır. Başka bir ifadeyle ‘yeni doğan’ eskinin içinden doğduğu için onun lekelerini de üzerinde taşır. Doğada etkileşime giren iki varlık, fenomen vb. değişime ve değiştirme etkisine sahiptir. Yani bir yanıyla etkileşim diyalektik bir süreçtir, karşılıklı bir ilişkidir. Toplumsal yaşamda da etkileşim ve sonuç karşılıklıdır. Pandemiyle birlikte hem toplumsal hem de iktisadi yaşamda değişimler olacaktır, olmalıdır da. Sadece bu süreci değerlendirirken keskin ve köşeli söylemlerden kaçınmanın gerekli olduğunu düşünüyorum.

Toplumsal değişimin köktenci bir şekilde olacağı ya da tersi yaklaşımla/söylemle her şeyin aynı kalacağı yönündeki bir yaklaşımdan daha ziyade toplumsal yaşamla yani insanla pandeminin (virüsün) etkileşimi sonucu belli değişimlerin olacağını söylemek daha doğrudur. Yazımın konusu toplumsal yapıdaki değişimin niteliğiyle ilgili değil, pandeminin iktisadi yapı üzerindeki etkileri ve düşündürdükleri.

Endüstrideki teknik ilerlemenin yani otomasyonun gelişmesinin/ilerlemesinin yarattığı sorunlar uzun zamandır tartışma konusu. Teknik ilerlemenin yarattığı ‘işçisizleştirme’ (proleteryasızlaştırma) ve bunun sonucu olarak güvencesizliğe/geleceksizliğe mahkum olan milyonlar da konumuz değil. Otomasyonun gelişmesi ve farklı iş kollarının ortaya çıkması mikro anlamda ‘işçi sınıfının’ kapsamını tartışmaya açarken, makro anlamda da ‘sınıf’ tahlilini tartışma konusu yapıyor. Ancak konumuz burada da ne mikro anlamda ‘işçi sınıfının’  kapsamı, yani tanımının genişletilip yaka renginin beyaz yapılıp yapılmayacağı ne de yeni bir ‘sınıf’ tahliline girmek. Konumuz; pandemiyle birlikte üretim bandlarında yaşanan aksamaların yol açtığı sorunlara kapitalistlerin nasıl bir yol izleyerek çözüm bulacakları.

Sanayideki otomasyonun ilerletilmesi (ya da geliştirilmesi) ve yarattığı sonuçlar 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı’ndan sonra başlayan ve devam eden bir tartışma. Tartışılan ise otomasyonun yarattığı işsizlik, sınıfın kapsamı, sınıf tahlili vd. Üretim bandlarının ya da geniş bir adlandırmayla sanayinin otomatlaştırılması (otomatikleştirilmesi) ve dijitalleştirilmesi ‘işçi’nin var olma gerekçesini tehdit ediyor. “Teknik aşırı geliştiği için üretici olarak kitleler kendi ülkelerinde ilke gereği lüzumsuz hale geldiği bir ekonomi…” (Adorno), pandemiyle birlikte çok daha fazlasını düşündürtüyor. Murray Bookchin, Komünalist Proje başlıklı denemesinde, “Gelecekte yakasının rengi montaj hattındaki yeri ne olursa olsun, bütün proleterlerin yerini, birkaç beyaz önlüklü makine kullanıcısı ve bilgisayar tarafından işletilen (otomatikleştirilmiş hatta minyatürleştirilmiş) üretim araçlarının alacağını öngörebiliriz.” (Geleceğin Devrimi, 2015) ifadeleriyle teknik ilerlemenin geleceğine değiniyor. 2002’de kaleme aldığı bu denemek bir kehanet değil, 2. Paylaşım Savaşı’ndan sonra gelişen ilerlemenin bir sonucu. Kapitalizmin kendi doğasındaki rekabet yasası ya da Bookchin’in ifadesiyle ‘ya büyü ya öl’ mantığı teknik ilerlemeyi koşullarken aynı zamanda da hem toplumsal yoksullaşmayı hem de ekolojik yıkımı büyütür. Kapitalist büyüme yani zenginleşmenin tek elde/ellerde birikmesi, toplumsal zenginlik ve ekolojik yaşamla ters orantılıdır. Pandemiyle birlikte kapitalist endüstriyel üretimde aksamalar ortaya çıktı ve bunun sonucunda kârda azalmalar oldu. Pandemi sadece bandların durmasına mı sebep oldu? Hayır. Üretimden dolaşıma kadar her alanda aksamaların yaşanmasına sebep oldu. İnsan ve emeğinin olduğu her yerde bu aksamalar yaşandı/yaşanmaya devam ediyor ve her salgında da tekrar tekrar yaşanacak bir durum olarak karşımıza çıkacaktır. Bir başka ifadeyle; insan, emeğiyle üretim bandında ve dolaşımda (dağıtım, depoloma vb.) olduğu sürece toplumsal ve çevresel olaylardan etkilenecektir.

Kapitalistler üretim bandlarında oluşacak sorunları çözmek için farklı metotlar kullanır (ya da ‘yollar izler’). Sermaye sahipleri 1970’lerde üretim üslerini kurarken kürenin kuzeybatı yakasından güney küreye ve doğuya kaydırdı. Bu kaydırmanın başlıca sebepleri arasında ucuz işgücü ve hammaddeye ulaşmadaki kolaylığın yanı sıra işçi ve emekçilerin, ‘dünya sisteminin (bu) eski  periferileri’nin hem otokratik ve baskıcı yönetimleri tarafından insan haklarından sendikal haklara kadar birçok haktan mahrum bırakılmaları, hem de ekolojik tahribatın sorumlularına dair bir cezai müeyyidenin olmaması bulunur. 70’ler ve sonrasında eski sömürgelere kaydırılan üretim bir yanıyla da işçi mücadelesinin çanına ot tıkamak anlamına geliyordu. Günden güne azgınlaşan kapitalist vampir sadece işçinin kanını değil tüm canlı türlerinin kanını emip, yaşanılacak bir doğa bırakmazken, işçi üslerini kaydırarak işçilerin kazanılmış haklarını ellerinden aldı. Otomasyon ve dijitalleşme ise belli bir oranda (vampirin kanını emip posasını dışarı attığı kadar gibi) atıl işgücü fazlası yarattı.

Otomatikleşmiş ve dijitalleşmiş kapitalizmin teknik gelişimini her geçen gün ilerketirken, Nick Dyer-Witheford, Siber Proletarya kitabında bu teknik ilerlemeye dair veriler paylaşıyor:

“1973 yılında dünyada 3.000 endüstriyel robot vardı. Bu sayı 2003’te 800.000’e ve 2011’de 1,1 milyona yükseldi (IFR-2012). Dünya çapında 1994 ile 2012 arasında satılan robot sayısı 2009’da kriz sonrası düşüşü çabucak toparlayarak üç katta fazla arttı. 2013 yılında dünya çapında 179.000 endüstriyel robot satıldı. (…) Otomobil, metal ve makine sektörleri, robotiğin geldiği temel sektörler oldu ama ecza, elektronik ve gıda sektörlerine yapılan satışlar da yüksekti. (s. 216-217)

Pandeminin kapitalist iktisat açısından düşündürdüklerinden ilki otomasyona daha fazla önem verip üretim bandının her koşulda (afet, savaş, salgın vd.) sorunsuz bir şekilde işlemesini sağlamakken, ikincisi de üretim kompleksini kurmaktır. Halihazırda bu iki olgu ortaya yeni çıkmış değil, ama pandemiyle birlikte daha fazla düşünülür olacaktır. İkinci olgu özellikle Çin ve ABD nezdinde özgün örneklere sahip. Çin’de yüzbinlerle ifade edilen üretim kompleksleri (elektronik ve dijital sanayi) ve ABD’deki Silikon Vadisi, binlerce kişiyi bu yapılar içerisinde tutup dışarıyla olan temasını azami ölçüde engelliyor. Kent içinde ya da dışında ayrı bir kent olan bu kompleksler kapitalizmin her anlamda üretim alanlarıdır. Hem iktisadi hem de toplumsal ilişkilere doğrudan temasın olduğu bu alanlar kapitalizmin minyatürüdür. Bu komplekslerde hem meta üretimi güvence altına alınmış olunuyor hem de kapitalizmin iktisadi ve kültürel yeniden üretimi sağlanıyor. Pandeminin ilk yılında coğrafyamızda da gündeme gelen üretim komplekslerinin kurulma planları üretimde aksamaların engellenmesi amacını taşıyor. Witheford, emek etnografı Pun Ngai’den şunları aktarıyor: “Bu sistem işçileri yatakhane yerleşimine zorlar ve ‘hem yerel hem de yabancı girişimlere, çalışma sürelerini azamiye çıkarma ve emek gücünü sömürürken uzun vadede yeniden üretimi sorun etmeme’ imkanı verir.”

Kapitalistlerin üretim bandının her koşulda çalışmasını istemesi hem toplumu hem de işçiyi psikolojik yönden olumsuz etkiler. Çözüm ne olursa olsun sürecin yıkımını yaşayacak olan işçiler ve emekçilerdir.

Öne çıkan haberler!