Cezasızlık ve İzleme Mekanizması (6)

Kaldı ki mevzu her şeyden evvel kadınların çekip aldığı, böylesi hayati bir Sözleşme’nin geri alınmaya çalışılması, hem de hiçbir muhatabın fikri alınmaksızın. Ama yok! Soylu ne derse desin #vazgeçmiyoruz!

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu İstanbul Sözleşmesi’nden Türkiye Devleti’nin çekilmesiyle beraber kadın cinayetlerinin azaldığı görüşünde. Arada bir sebep- sonuç bağlantısı kurmak ve bu savunuyu kabul etmek pek mümkün görünmüyor. Kaldı ki mevzu her şeyden evvel kadınların çekip aldığı, böylesi hayati bir Sözleşme’nin geri alınmaya çalışılması, hem de hiçbir muhatabın fikri alınmaksızın. Ama yok! Soylu ne derse desin #vazgeçmiyoruz!

Yükümlülüklere Devam Edelim

“İstanbul Sözleşmesi’nde imzacı devletlerin yükümlülükleri neler” sorusuna cevap bulmaya çalışıyorduk en son. Buradan devam edelim. Sözleşme’de belirlenen yükümlülükler bir hayli fazla. Kısa ve genel hatlarıyla izah etmeye çalışınca bile izahat biraz sürüyor.

Cezasızlıkla mücadele (m. 45) meselesi, Sözleşme’nin en mühim başlıklarından birini teşkil ediyor -hele de Türkiye gibi sorunlu sicili olan ülkeler açısından. Kuşkusuz her alanda olduğu gibi, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet bakımından da teşvik edici bir unsur olarak karşımıza cezasızlık çıkmakta. Neticede -üstelik yerleşik inançlar, kültürel normlar, mevcut ve yaygın erkek egemen anlayış çerçevesinde kabul ve hatta yer yer teşvik edilen- “toplumsal cinsiyete dayalı şiddet”in failleri için karşılık görmeyecek, herhangi bir müeyyideyle karşılaşmayacak olmak ciddi bir tetikleyici niteliğinde. Nitekim Türkiye’de şiddet faili erkeklerin “bana bir şey olmaz” şeklinde özetlenebilecek söylemleri basına da yansımıştı ve ne yazık ki dava süreçleri bu erkekleri ziyadesiyle haklı çıkardı.

İşte bu tehlikeyi bertaraf etmek maksadıyla İstanbul Sözleşmesi’nde imzacı devletlere, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet fiillerinin her şeyden evvel “suç” olarak düzenlenmesinin icap ettiği ifade ediliyor. Elbette bu “suç”ların etkili, orantılı ve caydırıcı biçimde cezalandırılması lazım. Bu genel belirlemenin yanı sıra 33 ve 40. maddelerde çeşitli fiillere dair özel düzenlemeler yapılmış ve “suç” olarak tanımlanması ve bu çerçevede cezai netice bağlanması icap eden fiillerin altı çizilmiş. Bu fiiller psikolojik (m. 33), fiziksel (m. 35), cinsel (m. 36) şiddet ile ısrarlı takip (m. 34), zorla evlendirme ( m. 37), kadın sünneti (m. 38), zorla kürtaj ve kısırlaştırma (m. 39), cinsel taciz (m. 40) olarak sıralanabilir.  

Kültür, gelenek, din, görenek veya sözde “namus”un suça gerekçe olarak gösterilemeyeceği vurgusu “cezasızlık” meselesinin açıldığı bölümde tekrarlanmış (m. 42). Yani Sözleşme’ye göre, bu tarz olguların şiddete gerekçe olmasına dair farkındalık arttırmanın yarı sıra, bunlar ceza yargılamasını cezasızlık yönünde etkileyecek unsurlar olarak ortaya çıkamamalı. Söz konusu hükümle madde 42’nin a fıkrası birlikte ele alınabilir. Bu maddede suçun ev içi şiddet niteliğinde olması halinde, ağırlaştırıcı neden sayılması için hâkimlere yetki verilmesi gerektiğinden bahsediliyor. Haliyle Sözleşme’ye göre bu tür şiddet olayları cezaların hafiflemesi bir yana, daha ağır cezalara konu olmalı ki toplumsal cinsiyete dayalı şiddet failleri teşvik edilmesin de caydırılsın.

Tabii bu cezasızlıkla mücadelenin bir tarafında, yargılama süreçlerince şiddete maruz kalmış olanların haklarının ve yararının öncelikli olarak görülmesi hususu (m. 49) mevzu bahis. Zira şiddet fiilleri adli makamlara yansır yansımaz, şiddete maruz kalmış kişilerin haklarının ve yararının öncelikli tutulması, bir taraftan bu kişilerin daha fazla zarar görmesine mani olunmasını, diğer taraftan da etkili bir soruşturma ve kovuşturmanın yapılmasını sağlar.

“Yükümlülükler” bahsinde son olarak “entegre politikalar” meselesine kısaca değinecek olursam: Sözleşmenin bir diğer önemli özelliği, entegre politikaların oluşumunu ve etkili şekilde hayata geçirilmesinin şart koşulması (m. 6, 7). Bu çerçevede “taraflar daha olayın en başında her türlü şiddet olayı ile mücadele edilmesine yönelik devlet çapında bütüncül bir şekilde önleme politikaları gerçekleştireceklerdir. Bu politikalar geliştirilirken mağdurun hakları merkez alınacak ve yerine göre hükümet kuruluşları, ulusal, bölgesel ve yerel parlamentolar ve yönetimler, ulusal insan hakları kurumları ve sivil toplum kuruluşları gibi ilgili tüm aktörler de sürece müdahil olacaktır.”[1] Ayrıca söz konusu entegre politikaların oluşturulmasını ve yürütülmesini sağlamada sorumlu olarak bir veya daha fazla kurumun görevlendirilmesi yükümlülüğü söz konusu ( m. 10). Bu kurum koordinasyon birimi olarak adlandırılıyor. 

“Yükümlülükler” bahsi uzadıkça uzar. Ben genel hatlarıyla üzerine birkaç laf etmeye çalıştım. Gerisini başka çalışmalara bırakıp, “izleme mekanizması”ndan bahsetmek istiyorum.

İzleme Mekanizması

İstanbul Sözleşmesi’nin bunca bahsi edilirken akla şu soru gelebilir: Bir devlet bu Sözleşme’ye uymazsa şayet, bu durum nasıl tespit edilir ve bu devlete ne olur?

Başta belirtmiştim: Bu Sözleşme bağlayıcı. 

Tarafların söz konusu Sözleşme’nin hükümlerini etkili bir biçimde uygulamalarını sağlamak amacıyla Sözleşme’de spesifik bir izleme mekanizması oluşturulmuş (m. 1/2). Bu izleme işlemini gerçekleştirecek kurul Kadınlara Yönelik Şiddetle ve Aile İçi Şiddetle Mücadele Konusunda Uzmanlar Grubu (GREVIO).

68. maddede GREVIO’nun çalışma usulleri belirleniyor ve buna göre, “sözleşmenin uygulanmasını sağlayacak yasama ve diğer tedbirlere dair her ülke rapor sunacaktır”. Ancak GREVIO sadece taraf devletlerin raporlarıyla yetinmeyecek, STÖ’lerin belirlemelerini de dikkate alacak. Gölge raporlar, devlet raporlarının objektifliğiyle alakalı denetim sağlamada ciddi rol oynamakta. Ayrıca GREVIO diğer uluslararası kuruluş raporları ile CEDAW Komitesi’ne sunulan raporları dikkate alabilir.

Bu raporlama meselesine ek olarak 68. maddenin 14. paragrafına göre, GREVIO, ulusal yetkililerle işbirliği içinde ve bağımsız ulusal uzmanların yardımıyla, elde edilen bilginin yetersiz olması veya elindeki verilerin gerektirdiği durumlarda, ülke ziyaretleri gerçekleştirebilecek.

Ama Yok! #vazgeçmiyoruz!

İstanbul Sözleşmesi’ni mercek altına alma ve üzerine biraz kelam etmek konusunda bir hayli yol kat ettik. Bu yazı dizisine yer vermeye karar verdiğimizde henüz Türkiye metnin imzacısıydı. Ancak dizi yayın hayatına başlamadan durum değişti. Artık mevzu sadece mercek altına alma değil. Mevzu aynı zamanda ve belki de daha çok #vazgeçmiyoruz demek.

Devam edecek…

[1] Müge Demirkır Ünlü, Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi şiddet- İstanbul Sözleşmesi’nin ( Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi) Ulusal Hukuk Açısından Değerlendirilmesi, Legal Yay., 2013, İstanbul, s 62, 63.

Başlarken: Neden İstanbul Sözleşmesi? (1)

Nerede kalmıştık? (2)

Adı Üzerinde (3)

Nedir bu toplumsal cinsiyete dayalı şiddet? (4)

Yükümlülükler ve pankartlar (5)