Bu dünya erkeklerindir

Bu kadar ‘kadın baskın’ olmak bir hikayeye zor geldi ve finali erkeklik ile taçlandırmak gerekti. ‘Bu dünya erkeklerindir’ hatırlatmasıydı sadece yapılan. Belki de gözümüze başka bir pipi daha sokulmadığı için şükredip geçmek en iyisi olacaktır. Umarım, orada da tek dert RTÜK değildir.

Türkiye televizyonlarının hali düşünüdüğünde bir derdi olması hasebiyle epey farklı bir yerde değerlendirilmesi gereken ‘Alev Alev’ isimli dizi reyting savaşına yenilerek erken final yaptı. Hakikaten, öncelikle hem oyuncuların hem de hikaye yaratıcılarının hakkını teslim etmek gerekiyor. Ancak söylenmeden geçilmemesi gereken noktalar var muhakkak.

Öncelikle gaz lambası şiddeti (gaslighting) denilen ’bir psikolojik manipülasyon ve taciz yöntemi’ olarak tanımlanan şiddet biçimi dizinin ana hikayesini oluşturuyordu. Kişiyi kendi hafıza, algı ve akıl sağlığını sorgulayıp irdelemeye iten, zamanla kişinin de bu yönlendirmeye ikna olduğu bu çok yıkıcı şiddet biçimini Cemre üzerinde gerçekleştiren ekonomik ve siyasi güç sahibi erkek Çelebi arasında ve etraflarında dönen hikayeleri izledik.

Dizinin kadının kurtulma mücadelesine dair çizdiği genel çerçevenin olumsuz olduğunu iddia edemeyiz. Kadınların kendi aralarında gerçekleştirdikleri ve sık sık vurguladıkları ‘kız kardeşlik’ anlaşması; ‘yakılamayan cadıların torunları oldukları’ vurguları; bangır bangır ifade edilmese de İstanbul Sözleşmesi’nin feshinden sonra çekilen bölümlerde vazgeçmiyoruz değinmeleri, eril şiddetten kurtulmak isteyen kadını bekleyen zorlu resmi sürecin defalarca anlatılması dizinin ilerici yanlarıdır diyebiliriz.  

Ancak tüm bu genel anlatı içerisinde kimi ‘küçük’ sayılması istenen ‘ayrıntılar’ var ki; ne sebepten ötürü olduklarını anlamak pek mümkün olmuyor. Hikayenin esas kötü adamı, kötüler kötüsü zengin ve siyasi erk sahibi eski belediye başkanı Çelebi’nin bu hal ve ahvalinin tüm faturası kez be kez kendisini evlat edinmek suretiyle analık eyleyen Hülya’ya kesildi. Bu sorumlu kılma durumunu ise en çok şiddetten kurtulan Cemre dillendirdi. ‘Onu sen yarattın’ dedi. ‘Eserinle gurur duy’ dedi. Onu dedi, bunu dedi ama her seferinde bir bebekten cani yaratanın erkek egemen düzen değil de bir kadın olduğunu bölümlerce dimağımıza kazımış oldular. Bir yandan ‘kadın kadının yurdudur’ derken, öte yandan başkaca bir kadını annesi olması hasebiyle bir erkeğin caniliğinden bütünüyle sorumlu tuttular. Sadece anne ya da baba değil, bir kimsenin büyüdüğü tüm çevrenin kişiliğin şekillenmesinde rol sahibi olduğu gerçeğini elbette biliyoruz. Buradan doğru Hülya’nın Çelebi üzerindeki etkisini de reddetmemiz mümkün değil. Ancak derdi, gücü, odağı kadın olan bir hikayede baş kötü kişinin mimarının bir kadın olarak sunulmasına itirazımız var. Çelebi’nin tüm geçmişi ve hayatına giren çıkan hatta selam verdiği, ömrü boyunca bir kez bile görmeyip televizyonlardan, gazetelerden takip ettiği bir kişi bile onun karakteri üzerinde etkili olabilir. Ancak onun hastalığı bütünen erkeklik ile ilgilidir, sorumlusu ise patriyerkal/erkek üstün düzendir. Başka bir sorumlu aramak nafiledir.

Muhakkak hatırlayanlar olacaktır, Türkiye dizi tarihinde önemli bir yere sahip olan ‘İkinci Bahar’ı. Türkan Şoray ile Şener Şen’in başrollerde yer aldığı sıcak bir Samatya hikayesi. Türkan Şoray’ın oynadığı ‘Hanım’ karakteri ömrü boyunca güzelliğinden çekmiş, eşinin ölümünden sonra güçlü bir kadın olarak iki evladını yetiştirmiş, taşı sıksa suyunu çıkaran biriydi. Gel zaman git zaman, olanlar oldu, mutlu sona bağlanan hikayede Hanım ile taş kafalı Ali Haydar dünya evine girdiler. Dizinin son bölümünün final sahnesinde ikilinin aşklarının meyvesi bebeğin pipisini görmek suretiyle memleket olarak ‘oğulları oldu’ sevincine ortak olmuştuk. Demem o ki; henüz 2000’li yılların başlarında o zamana yetecek kadar feminist aklımızla izlediğimiz bir kadın hikayesinin sonunda dahi alayımıza pipi gösterilmiş ve adeta ’kadın mücadelesi falan güzel ama bu dünya erkeklerin dünyası’ denilmişti.

Aynı şekilde mutlu sona bağlanan ‘Alev Alev’in hikayesinde sevdikleri için kurşun atıp kurşun yiyen Ömer’in ağzından, eşinin hamile olduğunu öğrenince ‘oğlumuz’ diye çıkıverdi. ‘Allah söyletti’ dedi. Toksik erkeklik, toplumsal cinsiyet normları, ‘penise tapanların’ algısı söyletti diyemedi. ‘Erkek adamın oğlu olur, benim gibi mahalle delikanlısın tabi ki oğlu olacak’ demedi. Ne sebepten mütevellit çocuğun oğlan olacağına dair vurgular tarafımıza sunuldu anlamak güç. Ya da aslında hiç güç değil. Bu kadar ‘kadın baskın’ olmak bir hikayeye zor geldi ve finali erkeklik ile taçlandırmak gerekti. ‘Bu dünya erkeklerindir’ hatırlatmasıydı sadece yapılan. Belki de gözümüze başka bir pipi daha sokulmadığı için şükredip geçmek en iyisi olacaktır. Umarım, orada da tek dert RTÜK değildir.

Öne çıkan haberler!