Türkiye'nin karanlık tablosunda insan hakları: Ömer Faruk Gergerlioğlu

Ömer Faruk Gergerlioğlu, Türkiye’deki insan hakları konusunu ve her gün yaşanan hak ihlallerini herkese duyurmak isterken, şu an kendisine ve partisine yapılan yaptırımlara karşı bir hak mücadelesini başlatmış durumda. Adalet nöbetinin onuncu gününde olan HDP Kocaeli Milletvekili Gergerlioğlu ile konuştuk.

Murat Azbay | Emrah Bakır

Gazete İsveç - Ömer Faruk Gergerlioğlu, yıllardır kendisini insan hakları mücadelesine adadı. Her kimliğe, inanca ve mağduriyete her zaman eşit mesafede durdu. Özellikle KHK'lar ile ortaya çıkan ihlallere yönelik mücadelesi ile daha görünür olmaya başladı. Türkiye’deki insan hakları konusunu, her gün yaşanan hak ihlallerini herkese duyurmak isterken, şu an kendisine ve partisine yöneltilen yaptırımlara karşı bir hak mücadelesini başlatmış durumda. 

Adalet nöbetinin onuncu gününde olan HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ile konuştuk.

"BUNLAR BEYAZ TOROSLARIN İŞLERİDİR"

Merhabalar Ömer Bey, sizi hak savunuculuğunuz ile tanıyoruz. Her dönem ezilen kesimlerin sesi oldunuz. Ve aynı zamanda bir zamanlar Mazlumlar için Dayanışma Derneği'nde (MAZLUMDER) başkanlık yaptınız ve hak arayışlarınıza devam ettiniz. Türkiye siyasetinde yıllardır birçok değişimle karşı karşıya kaldık. Gözaltılar, tutuklamalar, faili meçhuller vb. olaylar yaşandı. Siz bir insan hakları savunucusu olarak bu süreçleri nasıl yorumlarsınız?

Türkiye tamamen bir polis devletine dönüştü ve hukuk devletinin normları ortadan kalkmış durumdadır. Daha doğrusu anayasa da ortadan kaldırıldı ve yerine KHK rejimi ile devam ediliyor.  Bu KHK rejimine tüm vatandaşların karşı çıkması lazım. Tabii ki iktidar bu ortamda muhalifleri gözaltına almak, tutuklamak, baskılamak ve cezaevlerine göndererek baskı ortamına almaya çalışıyor. Ve bu baskı ortamını eleştirenleri de gaddar ve insanlık dışı metotlarla gözaltına alıyor. Bir sosyal medya paylaşımı nedeniyle evinize sabah baskınlar yapılabiliyor. Bunların hepsi bizlere ülkenin geldiği vahim durumu göstermektedir. Güvenliğimizin olmadığı, insanların kaçırıldığı, uzun bir müddet iktidar tarafından bir yerlerde tutulduğu günleri yaşıyoruz. Bunların hepsi eski dönemlerin yani beyaz torosların işleridir. Bu tür metotlar ne yazık ki üzücü bir şekilde kullanılıyor. Ve kimse bu tür konular hakkında hesap vermek istemiyor.

"İLK ÖNCE İNSAN HAKLARI BİLİNCİ GEREKİR"

Sizce Türkiye toplumunda hak mücadelesi hangi zeminde gelişir? Kolektif bir durumda mı gelişir yoksa siyaset eksenli bir örgütlenmeyi mi gerektirir?

Hak mücadelesi için, ilk önce insan hakları bilincinin oluşması lazım. Maalesef ülkemizde demokrasi ve insan hakları bilinci yeterli düzeyde değil. Bu tür kavramlar bizlere tepeden inme olarak geldi diyebiliriz. Bunun sancısını yaşıyoruz. Orta Doğu halkları bu kavramları içselleştirerek kazanmış değil. Bundan dolayı bizler problemlerimizi çözemiyoruz. Demokratik bir ülke olamıyoruz. Çünkü toplumun herhangi bir talebi olmuyor. Toplum talep ettikçe partiler de ona göre politikalar yapıyor. Kürt meselesindeki haksızlıklar apaçık ortada, ya da daha başka meselelerde olduğu gibi. Zaten toplum, devlet eliyle dejenere ediliyor ve şekillendirilmeye çalışılıyor. Tam da burada bir kısır döngü var. Toplumsal insan hakları anlayışının değişimi olmadan bir yere varamayız. Yoksa hep güncel tartışmalar olur ve bunları çok anlamlı bulmuyorum doğrusu.

"NAZİLERİN YAHUDİLERE YAPTIKLARIYLA BENZER"

Ömer Bey, merak ettiğim başka bir soru ile konuşmamıza devam etmek istiyorum. Hepimiz biliyoruz ki OHAL ve KHK'lar ile onlarca, hatta binlerce kişi  ve aile mağdur oldu. Mağdur olanların hakkını arayan kesimler ise ''Fetöcü'' olarak suçlanıyor. Tıpkı dün Ergenekoncuların yaşadıkları süreçler ve daha sonrasında iktidarla ortaklık yapıp başkalarını mağdur etmeleri gibi onlarca hatta yüzlerce örnek var. Bu karanlık tablodan çıkışı nasıl mümkün kılabiliriz?

Buradaki asıl mesele şudur: İktidar hasımlarına karşı her türlü muameleyi meşru buluyor ve mesele tam olarak budur. Mevcut anlayışların iktidarları sınırlandıramamasıyla alakalı bir durum var. İktidar olanın sınırlanması lazım. Her dönemde yetkileri eline alanlar muhalefetin canını okuyor. Demokratik mekanizmaları kuramazsak, yargıyı yürütmenin baskısından kurtaramazsak değişen hiçbir şey olmayacak. OHAL ve KHK dönemlerinde işten atılmalar ile karşı karşıya kaldık. İnsanlar işlerinden atıldı ve başka bir yerde de çalıştırılmasına izin verilmiyor. Sosyal yardım alınması ve yurt dışına çıkılması engelleniyor, kısacası 'seni çaresizlik içinde öldüreceğim' diyor. Bu yaptırımlar, zamanında Nazilerin Yahudi toplumuna yaptığı uygulamalarla benzerdir. Ve tüm insanlık nefret etti onlardan. Türkiye’de insanlar çalışma hayatlarından, sosyal yaşantılarına kadar bir kovalamaca içindeler. İnsanların aile hayatları bozulmaya başladı ve aynı zamanda intiharlar artmaya başlıyor. Kısacası çok büyük dramlar yaşanıyor. İnsanlar kendisine yapılsın ya da yapılmasın ayrımsız olarak dayanışma içinde olmalıdır.

"NEWROZ ALANLARINDA CEVAP VERİLDİ"

HDP'nin kapatılması ile ilgili AKP esas sorumluğun Yargıtay’da olduğunu ifade ediyor. Milletvekilliğinizin düşürülmesi, HDP'nin kapatılması ile ilgili hazırlanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın iddianamesi ve yaşanan operasyonlar... Hem hak ihlalleri konusunda vermiş olduğunuz mücadele hem de neredeyse tek başına bir parti gibi etkili olmanız birçok kesimi rahatsız etti ve etmeye devam ediyor. Önümüzdeki süreç ile ilgili öngörünüz nedir?

İktidar kendisine muhalif olan güçleri yok etmek istiyor. Benim gibi insan hakları savunucusunu yok etmek istiyorlar. Bu işlerle bir yere varamazlar. Onu gözaltına al, şunu tutukla, bunu kapat derken ülkeyi kocaman bir hapishaneye çevirmiş durumdalar.  Gerek partimize yaptıkları, gerek bana yaptıklarından dolayı, Newroz alanlarında halk son zamanlarının en büyük kalabalıklarını oluşturarak bir cevap verdi. Aynı zamanda ben çok farklı kesimlerden de destek alıyorum. AKP’lisi de arıyor, ülkücüsü de arıyor, CHP’lisi de arıyor. Her farklı kesimden destek almamız dikkat çekicidir.

SİYASETÇİLERE ÇAĞRI: SADECE ARAMASINLAR, GELİP ZİYARET ETSİNLER

Peki Sayın Gergerlioğlu, milletvekilliğinizin düşürülmesi ve HDP’nin kapatılması tartışmalarıyla ilgili kamuoyunda ve siyaset dünyasında kayda değer bir tepki oluştuğu söylenebilir mi?

Evet, ben kamuoyundan çok güçlü bir destek alıyorum, fakat siyasi partiler bu noktada sınıfta kalıyor. Kamuoyu, siyaset dünyasının önünde.  Halkın farklı kesimlerinden destek alırken, siyasi partiler önyargılı davranıyor. Örneğin, HDP’li bir vekilin ya da HDP’nin kapatılma davasına tepki göstersek ne olur? Mış gibi yapsak olur mu acaba? Bunları üzücü buluyorum, hakikaten toplum siyasetin önünde. Toplum neyin ne olduğunu çok rahat bir şekilde görüyor.  Aslında siyaset bu konuda bize destek verse toplumu yakalayacağına inanıyorum. Beni Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, Kemal Kılıçdaroğlu ve Temel Karamollaoğlu aradı.  Fakat aramaları yeterli değil. Buyurun gelin, bizi ziyaret edin, bizimle nöbet tutun, bize destek verin. Şu an adalet nöbetimin onuncu günündeyim, etkili bir çalışma yapıyoruz. Mesele sadece benim değil, halkın iradesi söz konusudur.

İsveç Sol Parti’den 'Türkiye’ye yaptırım' çağrısı