"/>

Rojava’dan Tiyatrocu Sarya Golan: Erkek yönetmenlerle kavgamız büyük

Kürdistan’ın ilk kadın tiyatro grubu olarak bilinen Teatra Sarya Baran’ın kurucusu Sarya Golan, Rojava’da sahneledikleri tiyatro oyunlarının savaşın bütün olumsuz etkilerine rağmen üretime devam ettiklerini belirterek, "Büyük bir inşa içerisindeyiz" ifadelerini kullanıyor.

Vedat Yeler

Kürdistan’ın ilk kadın tiyatro grubu olarak bilinen Teatra Sarya Baran’ın kurucusu Sarya Golan, Rojava’da sahneledikleri tiyatro oyunlarının savaşın bütün olumsuz etkilerine rağmen üretime devam ettiklerini belirterek, "Büyük bir inşa içerisindeyiz" ifadelerini kullanıyor.

Genç kadınlardan oluşan Teatra Sarya Baran grubu 18 Mayıs 2018’de Rojava’da kuruldu. Kuruluş tarihinden önce 6 aylık yoğun bir atölye eğitimiyle teatral çalışmalarına başladıklarını belirten Golan, bu atölyelerde tiyatro tarihi, beden, ses ve tiyatro tekniği üzerine eğitim verdiklerini ifade ediyor. Aynı zamanda tiyatro eğitmenliği ve yönetmenlik yapan Sarya Golan, “Rojava’da tarih yeniden yazılıyor. Biz öncülük etmek, kendi tarihimizi yazmak istiyoruz” diyor.

Teatra Sarya Baran’ı, tiyatro okuluna dönüştürmenin hayali ile çalıştıklarını dile getiren Golan ile çalışmalarını, Rojava’da savaş, sanat ve toplumun etkileşimini konuştuk.

Çalışmalarınızdan ve projelerinizden bahsedebilir misiniz?

Teatra Sarya Baran olarak, HîlalaZêrîn Kültür ve Sanat Hareketi bünyesinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Kadın ve çocuk oyunlarını esas alıyoruz. Şimdiye kadar iki çocuk oyunu, üç de yetişkin oyunu yaptık. Jin TV ile birlikte “Hebû Tunebû” adlı masal programını yapıyoruz. Çekimlerimiz devam ediyor. “Hebû Tunebû” ile birlikte tarihe dönüyoruz. Kültürümüzü tanımak, korumak, yeniden yaşamak ve yaşatmak istedik. Programda Kürt kültürü ve folklor ön plandadır. Kürt destanları, çocuk ve kadın temalı masallar anlatıyoruz. Korona ve savaştan fırsat bulursak var olan oyunlarımızı oynamaya devam edeceğiz. Daha büyük bir ekip ile ortak bir proje üzerine araştırmalarımız var. Hazırlık aşamasındayız.

İlk sahnede nasıl tepkilerle karşılaştınız ve somut örneklerle açıklayabilir misiniz?

Bugüne kadar öyle çok garipsenecek, yadırganacak tepkiler almadık. İlk çocuk oyunumuz olan “DiziyaBaxçe” ile sahneye çıktık ve küçük-büyük herkes oyunumuzu çok sevdi. Hırsızlık ve yalanın kötü olduğunu anlatan komik, güzel bir oyundu. Oyuncularımızın hepsi çocuklardan oluşuyordu. Özgüvene sahip cıvıl cıvıl kız çocuklarını görmek izleyiciyi mutlu etmişti. Oyun sonrası anne ve babalar çocuklarının elini tutup yanımıza getiriyorlardı. Çocuklarını gruba katmamızı, eğitmemizi istemişlerdi. O kız çocuklarından bazıları çocuk gurubumuzda yer alıyor. Misal, “Aştî Di Baskên Çûkê De Ye” oyunumuzda yerlerini aldılar ve eğitimleri devam ediyor. Yetişkin oyunlarımızın teması kadın öyküleri, hikâyeleridir. Franca Rame ve Dario Fo’nun oyunlarını uyarlayarak oynadık. Jina Bi Tenê (Yalnız Kadın) ve Diqîrim (Ulrike’yi Bağırıyorum). Jina Bi Tenê’de bazı erkek seyirciler kızarak salonu terk ettiler. “Çok abartmışsınız. Artık böyle şeyler kalmadı. Bunlar eskidendi”diyorlardı. Bazı kadın seyirciler de, “Oyunda çok küfür var. Ayıptır. Keşke bu küfürleri etmeseydiniz” demişlerdi. Oyun esnasında ve sonrasında büyük alkış tutup büyük bir coşkuyla bizi kutlayan, “Çok güzeldi. Erkekleri iyi teşhir ettiniz. Toplumu güzel eleştirdiniz” diyen izleyiciler de oldu.

Kürdistan’da ilk kadın tiyatro grubu olduğunuz ifade ediliyor…

Kürdistan’da ilk kadın tiyatro grubuyuz. Özgürlük hareketi ile birlikte kadın hareketi de büyüdü. Kadınlar artık daha örgütlü, daha güçlü ve yaşamın her alanında örgütleniyorlar/örgütleniyoruz. Örneğin, basında kadın haberciliği ve yayıncılığı gelişiyor. Kadınların örgütlendiği, büyük bir mücadele ile kendilerini var ettiği, emeklerini yansıttığı TV kanalları ve ajansları var. Bu kültür sanat için de böyle. Kevana Zêrîn ve Hîlala Zêrîn Kadın Kültür Sanat Hareketi büyük bir rol üstleniyor. Kültür sanatta kadının rolü ve var olma biçimini güçlü kılarak buna politik bir kimlik kazandırmaya çalışıyor. Üretimde estetik bakış açısını daha güçlü açığa çıkararak; sanattaki tekelci, feodal, cinsiyetçi, dar bakış açısını kırmak için büyük bir mücadele içerisinde. Etik bakış açısı ile genel kültür sanata da öncülük ediyor. Feodal, kapitalist, cinsiyetçi devlet aklı ve vicdanı her yerde. Her gün kadın cinayetleri ile uyanıyoruz. Hayranlıkla dinlediğimiz, izlediğimiz erkek sanatçıların nasıl güçlerini kullanarak kadınları taciz ettiklerini, çirkinliklerini okuyoruz. Bunun için yaşamın her alanında örgütlenmeye, üretmeye devam edeceğiz.

Savaşın içinde olan bir topluma savaşı anlatan bir üretim neyi ifade ediyor ve burada savaş, toplum ve sanat etkileşimini nasıl gözlemliyorsunuz?

Şöyle; yani halk şarkılarda, kliplerde, filmlerde, oyunlarda, sergi salonlarında, tuvallerde yaşadıklarını, savaşı, savaşın o korkunç halini, göçü, yoksulluğu, ölümü, o tahribatı gördüğünde motive oluyor. Evet, belki biraz duygulanıyor fakat güç alıyor. Sanatçıların bunu işlemesi, bunu hissetmesi onları motive ediyor. Böyle çok da yadırgadıkları bir şey değil. Zaten halk bunu görmediğinde sanatçıları, “Biz bunları yaşarken siz neden başka şeylere yüzünüzü çeviriyorsunuz? Neden başka konuları ele alıyorsunuz?” diye eleştiriyor. Toplum bunları görünce elbette motive oluyor.Bu insanlaraiyi geliyor, maddi-manevi güç sağlıyor ve moral kaynağı oluyor. Bu nedenden kaynaklı çok kopuk olarak ele alamayız. Dünyanın her yerinde ve bütün devrimlere de bu böyledir. Yani sen sanatı savaştan kopuk ele alamazsın. Sanat, savaş ve toplum birlikte ve iç içedir. Bir örnek ile ifade edeyim. Serekaniye Savaşı’nda Şervano şarkısı yapıldı. İnsanlar çok sevdi. Aniden oluşan bir durum, kimsenin hesaplamadığı, insanların oturup,“Haydi yazalım, bu savaşı anlatalım. Serêkaniye’yi anlatalım, Grê Spî’yi anlatalım” demedi. Savaş çıktı, korkunç bir atmosfer oluştu ve insanlar oturdu bu şarkıyı yazdı. Müzisyeni de besteledi ve sonra seslendirildi. Yani bir gün içerisinde oluşan bir durumdu, hemen klibi de yapıldı. Halk bunu çok sevdi. Mesela bütün merasimlerde, bütün direnişlerde, bütün yürüyüşlerde, bütün ayaklanmalarda o şarkı döndü. Küçükten büyüğe herkesin ağzında o vardı. Halk sevdi; çünkü şarkı kendisini anlatıyordu.

Sanatın teatral alanında toplumsal gerçekleri kadınların diliyle anlatmak bir farklılık oluşturuyor mu ve reaksiyonu nasıl bir minvalde gelişiyor?

Erkek yönetmen ile kadın yönetmenin bir oyuna bakış açısı ve oyunu ele alış biçimi aynı değildir. Birçok yönetmen teksti eline aldığında oyunu değiştirmek için çok da bir şey yapmıyor. Örneğin kadın kötüyse kötü olarak kalıyor. Dünya klasikleridir, iyi oyunlardır ve yazıldığı gibi de oynanmalıdır diye düşünüp oyunu yönetiyorlar. Fakat biz böyle yaklaşmıyoruz. Oyun ve yazar ne kadar iyi olursa olsun, kadının rolü kütü ise, kadın küçük düşürülüp basitleştiriliyorsa biz o oyunu oynamayız. Oynasak da uyarlarız. Kadına biçilen rolü değiştiririz. Sahnede kadınlığından utanan, pişmanlık duyan, sinik, tırsak, güçsüz, çözümsüz kadın görmek istemiyoruz. Bu algıyı ortadan kaldırmak için mücadele ediyoruz. Erkek yönetmenlerle kavgamız büyük.

Kuzey ve Doğu Suriye’de sanat güncel politik atmosferin dışında bir üretim alanına sahip mi?

Ne yaparsak yapalım, üretimler sürece göre şekillenir. Kendimizi süreçten kopuk ele alamayız. Savaşın içinde yer alıyoruz. Büyük tehditler alarak yaşıyoruz. Her yıl bir şehrimizi kaybediyoruz. Çok büyük can kayıplarımız oldu. Tarihi yapılarımız yok edildi. Kültürel soykırım kıskacındayız. Durum buyken farklı bir özgünlükten bahsedemeyiz. Sanatsal üretimlerimiz var olan durumumuza göre oluşuyor. Şarkılarımızın, şiirlerimizin, film ve oyunlarımızın teması devrim, direniş ve mücadele oluyor. Bu büyük oranda böyledir. Farklı, güncel politik atmosferin dışında üretim yapan arkadaşlarımız da var. Haydi, oturup savaş temalı üretelim demiyoruz. Bu sürece ve yaşadığımız ana bağlı.

Kuzey ve Doğu Suriye’de teatral alan özgülünde sanat çalışmalarının olanakları ve gelişimini aktarabilir misiniz?

Devrim yaptık her şey bitti demiyoruz. Büyük bir inşa içerisindeyiz. Kuzey ve Doğu Suriye’de tiyatrocuları bir çatı altında toplayan tiyatro komünümüz var. Kitlesel, halkla buluştuğumuz Yekta Herekol (Merkezi Qamişlo) ve Mitan Tiyatro (Şehba Afrîn göçmen kampı) festivallerini düzenliyoruz. Kürt Tiyatrosu’nda Rojava’nın yeri yoktu. Devrim ile birlikte kendi tarihini kendisi yazıyor. Akıp giden zamanla birlikte büyük tecrübeler kazanıp, üreterek yoluna devam ediyor.