Hasan Demirtaş: Yönetmenleri birer postacı kuşu olarak görüyorum

“Oysaki ‘ben sinema yapacağım’ diyen bir arkadaş Andrei Tarkovsky’nin yazdığı günlükleri okursa aslında sinema hakkında ne kadar yanıldığının farkına varacaktır.”

Rûmet Onur Kaya

(Söyleşinin Kürtçesini buradan okuyabilirsiniz.)

Gazete İsveç - Kürt yönetmen Hasan Demirtaş’ın, şimdiye kadar çektiği kısa film ve belgeseller; Cannes, Akademi Ödülleri, Atlanta, Florida ve Selanik gibi dünyanın birçok uluslararası film festivalinde gösterildi ve ödüller kazandı. Demirtaş, lisans eğitimini İstanbul Marmara Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra ABD Northwestern Üniversitesi’nde belgesel ve sinema üzerine yüksek lisans yaparak aynı üniversitede iki yıl öğretim üyeliği görevinde bulundu. Yönetmenin 2017 senesinde Amerika’da çektiği ilk uzun belgeseli olan ve çok sayıda film festivalinde gösterimi yapılan “Adını Sen Koy” birçok ödül aldı. Hasan Demirtaş son olarak Mardin’de “Ayrılık” isimli ilk uzun metrajlı-kurmaca filmini çekti. Film, köyünden göç eden bir ailenin hayat hikâyesini anlatıyor.

Yönetmen Hasan Demirtaş, sinema ve hayatı üzerine gerçekleştirdiğimiz söyleşide sorularımızı içtenlikle yanıtladı;

Hasan Demirtaş kimdir? Hayatınızdan biraz bahsedebilir misiniz?

1990 senesinde Mardin’de doğdum. Lisans derecemi İstanbul Marmara Üniversitesi’nden aldım. Kısa filmlerim ödüller aldı ve Cannes Film Festivali ile Oscar Academy Ödülleri ile 42. Atlanta Film Festivali gibi uluslararası film festivallerine katıldım. Northwestern Üniversitesi’nde Belgesel Medya üzerine Yüksek Lisans tezimi yaparak ve aynı üniversitede iki dönem öğretim görevliliği görevinde bulundum.

“AYRILIK’IN HİKÂYESİNİ 1O YIL ÖNCE DÜŞÜNDÜM”

Çektiğiniz kısa film ve belgeseller şimdiye kadar birçok uluslararası film festivalinde gösterildi ve ödüller aldı. En son Mardin’de, aynı zamanda ilk uzun metrajınız olan “Veqetîn” (Ayrılık) isimli bir film çektiniz. Yeni filminizin çekiliş sürecinin hikâyesinden bahsedebilir misiniz?

İlk uzun belgesel filmim olan “Adını Sen Koy” ABD’de Treasure Coast Film Festivali, The International TV Broadcasters and Independent Producers Film Festivali, SIMFEST Romanya’da ve Selanik Belgesel Film Festivali olmak üzere birçok film festivaline katıldı ve ABD’de de Collected Voices Film Festivali’nden En İyi Uzun Belgesel Ödülü’nü aldı. Mardin’de yaklaşık bir ay önce “Ayrılık” adındaki ilk uzun kurmaca filmimin çekimlerini bitirdim. Filmimin çekimleri yaklaşık 10 gün sürdü ve “Ayrılık” filminin hikâyesini 10 yıl kadar önce düşünmüştüm. Tabi o zamanlar film yapmaya yeni başlamıştım ve hikâyeyi çekebilmek için doğru zamanı bekledim. Göçmenlik ile ilgili film çalışmalarında bulundum. Dediğim gibi “Ayrılık” filminin hikâyesi yıllar önce vardı ama senaryosunu o yıllarda yazmak yerine hikâyeyle ilgili kısa notlar almaya başlamıştım. Çekimden yaklaşık bir yıl önce senaryoyu yazmaya ve geliştirmeye başladım. “Ayrılık” filminin çekimlerinin çok zorlu olacağını biliyordum çünkü kamera arkasında çalışan kişi sayısı beşi geçmiyordu. Çekimlerden önce cast çalışmalarım çok zorlu geçti. Çünkü Kürt Sineması’nın en büyük sorunlarından biri cast’tır. Doğru oyuncular ile çalışmak benim için önemliydi. Bir oyuncu ile iletişimimde her şeyden önce ahlakına bakarım. İletişimine, yaklaşımına daha sonra oyuncunun performansına bakarım. Kendimi çok şanslı hissediyorum ki oyuncularımın arasında Halil Demir ve Hamit Zorlu vardı. Gerçekten Hamit Zorlu ile çalışmak filme çok artı şeyler kattı. Oyuncularımızın arasında sinema oyunculuğu en iyi olan Halil Demir diğer oyunculara yardım edercesine çok güzel bir performans ortaya çıkardı. Halil Demir’in en büyük artılarından biri de ahlak olarak iyi olmasıydı. Çevresiyle uyumu ve film için elinden geleni yapmasına değinmeden geçemeyeceğim. Başrollerden Hamit Dede daha çok dizilerde oynadığı için onu sinema oyunculuğu kıvamına getirmek zaman aldı. Halil Demir dışındaki oyuncular beni yormuştu. Çekimler esnasında tekrar yaparak en iyi duruma getirmeye çalıştım oyuncuları. Çekimlerden önce demo alma imkânım olmamasını da unutmamak gerek. Mesela 12 saatte sadece iki sahne çekme nedenim de oyunculardan istediğim performansı alabilmek içindi. Çocuk oyuncumuz Serbest Kalkan hakkında konuşursak, Serbest’in filmde olması da film için bir artıydı. Serbest’in ilk tecrübesi olmasına rağmen oyunculuğu beni şaşırtmıştı.

Kendinizi belgesel sinemaya mı daha yakın hissediyorsunuz yoksa kurmaca sinemaya mı? Ya da her ikisine mi?

Benim için belgesel yapmanın yeri bambaşka çünkü gerçek hayatı ekrana yansıtıyorsun. Belgesel film yapmak kurmaca filme göre daha zorlu ve daha hassastır. Ama belgesel film yapıyorum diye kendimi kurmaca film yapmaktan mahrum bırakmak istemiyorum çünkü bazı hayatlar vardır kurmaca film ile anlatabiliyorsun. Bazı insanlar hayatta yaşadıkları zorlukları belge haline getirmekten çekinir.

Dünyanın coğrafyasında birçok yönetmen filmlerini çekerken çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalıyor. Ayrıca bir seneden fazla süredir tüm dünyaya yayılan korona virüsü devam ederken aşılama çalışmalarının artmasıyla, bazı ülkelerde günlük hayatın yavaş yavaş normal döndüğü belirtiliyor. Her şeyde olduğu gibi korona; sinema ve kültür-sanata da olumsuz etkiler bıraktı ve bırakmaya devam ediyor. Korona günleri sizi ve üretimlerinizi nasıl etkiledi ve bu zor günleri nasıl geçiriyorsunuz?

“YENİ FİLMİM UZUN KURMACA OLACAK”

Açıkçası korona benim çalışmalarımı engellemedi tam tersine oturup bir şeyler yazmam için beni daha çok teşvik etti. Korona günlerinde bol bol kitap okudum ve bol bol film izledim. Bence insanlar hayatta olan olumsuzlukları olumlu tarafa çekmesini bilirlerse, ilerleme olur.

Önceki soruda da değindiğimiz gibi, birçok kısa film ve belgeselinizin ardından ilk uzun metrajlı filminizi çektiniz. Bu filmden sonra sinema yolculuğunuzu çoğunlukla uzun filmlerle mi devam ettirmeyi düşünüyorsunuz? Yeni projeleriniz var mı?

”Ayrılık” filmimin kurgusundan sonra yeni uzun filmime başlayacağım. Bu yeni filmim de uzun kurmaca olacak. Yavaş yavaş senaryoya da başladım. Filmin konusu şimdilik sürpriz kalsın ama yeni ve farklı bir deneme olacak.

Sinema sizin için ne ifade ediyor?

Benim için sinema bir yönetmenin konuşmaktan yorulup üretime geçmesi demektir. Yani sinema benim herhangi bir konu hakkında daha az konuşmama yardımcı. Bundan dolayı bir nevi sinema benim avukatlığımı yapıyor. Öte yandan sinemayı düşününce, yönetmenleri birer postacı kuşu olarak görüyorum. Toplumlar sinema sayesinde mektuplarını birbirlerine göndermektedirler.

Sinema bize kendimizi ifade edebilme fırsatı veriyor, bundan dolayı sinemayı seviyorum.

“FİLM ÇEKMEYİ ERTELEMEYİN”

Söyleşiden dolayı çok memnun olduk, çok teşekkür ederiz. Son olarak, sinemaseverlere ve genç sinemacılara söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Yeni yeni film yapmaya başlayan gençlere tavsiyem bu olacak: Günümüz, sinema okullarında özellikle Türkiye’de bir yönetmenin ilk uzun filme geç başlama sebebi insanların gereğinden fazla sinemayı abartmasıdır ve sinema yapmaya çalışan insanların çekimlerinden korkmasıdır. Oysaki ‘ben sinema yapacağım’ diyen bir arkadaş Andrei Tarkovsky’nin yazdığı günlükleri okursa aslında sinema hakkında ne kadar yanıldığının farkına varacaktır. Bence iyi sinema hocası ve işini iyi yapmayan sinema hocası arasında ince bir fark vardır. Kötü sinema hocasını bu şekilde tarif edebilirim. Öğrencilerini film çekmeye teşvik edememesi ve böylelikle öğrencinin hayatında zaman kaybına neden olmasıdır. Yani bir aptalın sözüne kanıp film çekmeyi kimse ertelemesin. Değinmek istediğim başka konu da Türkiye’de Kürt Sineması yapıyorum diyen bir kurum, aslında Kürt Sineması yapan bazı gençlerin önüne bir şekilde geçmeye çalışıyor. Bundan dolayı gençler kimsenin etkisi altında kalmayıp yapmak istediklerini yapsınlar. Son olarak da ABD’de avukatlık yapan Metin Serbest’e teşekkürlerimi iletmeden geçemeyeceğim.

Ayrılık filmi hakkında daha ayrıntılı bilgi için tıklayın.

(Bu söyleşi ilk olarak Sînemaya Serbixwe adlı sitede yayınlanmıştır.)