Bir bellek, bir tarih, bir direniş: Kızılkayalar

Romanın sonunda anlaşılacak ki; Fransa’daki Seine Nehri de, Sovyetler’deki Don Nehri de, Dersim’deki Munzur Nehri de Çin’deki Yangze Nehri de kardeştir. Hepsinin aynı kaynaktan, aynı havzaya acılarını, öfkelerini, gözyaşlarını, coşkunluklarını, zafer nidalarını akıttıkları okuyucu tarafından görülecektir.

Taner Özer

Subjektif yorumlar göz önüne alındığında, dünyanın en büyük, en nefes kesici ve en etkileyici devrimi Çin Devrimi olarak görülebilir. 1949’da Çan Kay Şek iktidarını deviren Mao Zedong ve komünist parti öncülüğündeki halk kitlelerinin nefes kesen mücadelelerini, sınıfsal bir hareketi özümseyebilmek ve hissedebilmek ihtiyacı için yaratılmış bir bombadır adeta… Fransa Paris barikatlarından, Sovyet Stalingrad’ından ve yahut da daha yakınımız olan Dersim’den, Diyarbakır’dan baya uzaklaşıp farklı kültürler, farklı arayışlar, farklı perspektifler, farklı sınıf mücadelesi türleri, farklı devrimci ruhlar görmek mümkün olacaktır bu kitapta. Romanın sonunda anlaşılacak ki; Fransa’daki Seine Nehri de, Sovyetler’deki Don Nehri de, Dersim’deki Munzur Nehri de Çin’deki Yangze Nehri de kardeştir. Hepsinin aynı kaynaktan, aynı havzaya acılarını, öfkelerini, gözyaşlarını, coşkunluklarını, zafer nidalarını akıttıkları okuyucu tarafından görülecektir. Nitekim yorumunu yaptığımız bu eser, düşlediğimiz kızıl mevsimlere yolculuk biletini almanızı sağlayacak ve hafızanızda derin izler bırakacaktır.

‘Proleterler İktidara Yürüyor!’

Yang Yiyen ve Luo Kuagpin’in yazmış olduğu bu kitap, devrimci mücadelenin yaşandığı Çin’in Çunking eyaletinde örgütlenme ve karşı devrimin eyalette karşı koyuşunun anlatımıyla başlar. Devrimci mücadele, yoksulluk, ajanlaştırma, imha ve yok etme, kaçırılma her yerdedir. Silah fabrikasında, Çunking Üniversitesi’nde, Şaping Kitabevi’nde, kentin en ücra mahallelerinde ve insan adımının attığı her yerdedir. Bir yandan kırlarda verilen mücadele, bir yandan da bu mücadelenin şehirlerde örgütlenme ayağı. Japon Emperyalizmi’ne karşı komünistlerin verdikleri mücadeleden sonra Amerikan emperyalistlerinin gelip ülkeye yerleşmesi, Çan Kay Şek iktidarının Amerikan Emperyalizmi’ne teslim oluşu, onun kuklası haline gelmesi, komünistlere karşı Amerikan tarzı mücadele yöntemlerinin geliştirilmesi, 3. Şube polis şeflerinin izine ulaşmaya çalıştığı Komünist Parti yöneticileri ve onların yayın organı “İleri!” gazetesi. Türlü entrikalar, ajanlaştırma politikaları, işbirlikçilik sonucu komünist partinin şehirde ileri gelen militanları Çeng Kang, Sü Yün Feng, Çiang Çie’nin destansı direnişleri, onlarca işkenceden geçmelerine rağmen devrimci ruhu asla elden bırakmamaları, ellerinde tuttukları bayrakları santim gevşetmemeleri okurken insanı büyülemeye yetiyor.

Çin’de verilen mücadelenin imha rolünü ise üst akıl olarak Amerikan emperyalistlerinin bölgede var olan kuruluşu “SACO” üstlenmektedir. SACO ve onun emri altındaki polis şefi Şö Peng Fe’nin kurdukları her bir tuzağı büyük ustalıklarla ve akıl dolu kıvraklıklarla atlatan komünistler onları çılgına çevirmektedir. Faşizmin toplama kampları olan “Beyaz Saray” ve “Mağara” hapishanelerinin duvarları komünistlerin partiyle ilişki kurmalarını engelleyemez ve buralar tam bir direniş yuvasına dönüşür. Her geçen gün köşeye sıkışan iktidar, Komünist Parti’den barış talep eder. Ama akıllarındaki plan, süreçten güçlenerek çıkmak ve komünistlere karşı yeni bir savaş başlatmaktır. Ancak bu plan da ellerinde patlar ve Mao Zedong barış teklifini reddeder. Kırlardan şehre doğru ilerleyen komünist ordunun kızıl topları Çan Kay Şek ve Amerikan emperyalistlerinin surlarını dövmeye devam eder. İlerledikleri her noktada kitleler akın akın komünist partiye katılır ve mücadele dalga dalga büyür. Sonunda Yangze Nehri’nin kıyılarına kadar ulaşır.  Artık vakit coşkunluklarını ve taşkınlıklarını Yangze Nehri’yle bütünleştirme vaktidir.

İktidarı kaybedeceklerini anlayan Çin halkının cellatları, artık ordugâhlarını Taywan Adası’na taşıma ve buradan sabotaj eylemleri düzenleme fikrine varmışlardı. Kaçma planları yaparlar, çünkü Pekin, komünistlerin eline geçmiştir. Çünkü, gelen Kızıl Ordu’dur. Ellerindeki son kozları oynamak isterler. Sıkıştıkları şehirleri yakıp yıkmaktan, sağlam bırakmamaktan başka çareleri kalmamıştır. Hapishanelerdeki tutsak devrimcileri topluca katletme planları yaparlar. Bütün dahiyane planları bunlardır. Amerika’dan uçaklarla tonlarca patlayıcı getirirler şehirleri havaya uçurmak için. Yalnız bu eylemlerinde de örgütlenen halkın ve devrimcilerin direnişiyle karşılaşırlar. Şö Peng Fe’nin astlarına bombaların patlamadığı için fırça attığı sırada, kulakları sağır eden gürültüyle cam kırıkları savrulur her yana. Yalnız patlayan bombalar ve toplar cellâtların değil, Kızıl Ordu’nun faşist yuvasını vuran toplarıdır. Cellatlar için karanlık bir çağ başlar. Çin halkı için ise henüz sökmekte olan şafak…

Kızılkayalar, uzun süredir baskısı olmadığı için yıllardır bulunamayan bir destandı. Kaynak Yayınları geçtiğimiz aylarda tekrar baskı yaptı ve bu destanı kitlelerle buluşturdu. Eğer Çinli devrimcileri ve mücadelelerini merak ediyorsanız bu kitap sizler için adeta bir meşale olacaktır.

Bitirişi 2. Şube polis şefi Şö Peng Fe ve Çinli komünist Sü Yün Feng’nin katledilmeye giderken yaptıkları konuşmayla yapalım:

Şö Peng Fe: Ama sizden küçücük bir konuşmayı gizlemek istemiyorum. Komünistlerin galip geleceğine şüphe yok. Fakat insanın yıllarca uğraştıktan sonra, bu zaferden hiçbir şey tadamaması, çok acı değil mi? Bay Sü Yün Feng kendilerini şu anda nasıl hissediyorlar acaba?

Sü Yün Feng: Bunu merak ediyorsun öyle mi? Memnuniyetle söyleyebilirim sana. Ben sıradan bir işçiyi devrimciliğe götüren yolu izledim ve bu yolu tuttuğum için gurur duyuyorum. İşçi sınıfının Çin’de kazandığı zaferi de gördüm, bu bana yeter. Benim ve halkımın ülkülerinin gerçekleştiğini bizzat yaşamak mutluluğuna eriştim. Bu bana güç veriyor. Her insan bir defa ölür, fakat her kim işçi sınıfının devrimci davası uğruna, ölürse mutlu ölür, işte ben şuan kendimi böyle hissediyorum.

Gülümsedi ve ekledi;

Sü: Peki, ya sen? Sen kendini nasıl hissediyorsun?

(Özgür Köşe'deki yazılarda bulunan ifadeler yazarına aittir. Gazete İsveç'in editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.)