Kağıttan Hayatlar mı kağıttan senaryolar mı?

Film başlarken kullandığı aforizma ile niyetini açık ediyor. Duygusal ajitasyon vesilesiyle seyirciyi bol bol ağlatma yöntemi, yönetmenin diğer filmlerinde de öne çıkan bir başarı ölçütü. Yine aslında mazide kalmış olması gereken ‘ters köşe’ yöntemi ise büyük bir başarısızlık olarak filmin ana aksını oluşturuyor.

Rıza Yalçın KOÇAK

(FİLMLERİN İÇERİKLERİNE DAİR BİLGİ İÇERİR/ SPOILER ALERT)

“Çocukların ağladığı bir dünyada kahkahalar ancak zalim olur.”

Gazete İsveç - 'Kağıttan Hayatlar' isimli orijinal yapım Netflix platformunda gösterime girdi. Yönetmen Can Ulkay’ı önceki filmleri Ayla, Müslüm ve Türk İşi Dondurma’dan tanıyoruz. Senaryosunu, Behzat Ç. ve Saygı’nın da senaryo ekibinde yer alan Ercan Mehmet Erdem’in yazdığı filmin başrollerinde ise Çağatay Ulusoy, Ersin Arıcı ve Turgay Tanülkü bulunuyor.

Film başlarken kullandığı aforizma ile niyetini açık ediyor. Duygusal ajitasyon vesilesiyle seyirciyi bol bol ağlatma yöntemi, yönetmenin diğer filmlerinde de öne çıkan bir başarı ölçütü. Yine aslında mazide kalmış olması gereken 'ters köşe' yöntemi ise büyük bir başarısızlık olarak filmin ana aksını oluşturuyor.

SIR ÇOCUKLARI

Türkiye için son yirmi yıldır ifade edilen 'gerileme' halinden sinema da azade değil elbette. Esasta sokağa bağımlı olarak yaşamlarını sürdüren bir grup çocuk ve gencin hikayesi 2002 yılında yapılan 'Sır Çocukları' isimli filmi hatırlamamıza yol açtı. 'Sır Çocukları' filminde oluşturulan atmosfer, gerçeklik ile sıkı sıkıya kurulan bağ, sokağı anlamımızı sağlayacak vurgular ve her şeye rağmen oluşturulan naif dünya düşünüldüğünde Kağıttan Hayatlar'ın derdinin bunlardan hiçbiri olmadığını söylemek şart oluyor.

Bir yandan tüm kağıt toplayıcısı çocukların kirli, kokan, perişan olarak tasvir edildiğini görüyoruz. Bir yandan da manasını bir türlü kavrayamadığımız bir mutluluk hali söz konusu. Filmin büyük bölümünde kağıt toplayıcıların kendi aralarında eşsiz dayanışmayı izliyoruz. Öte tarafta ise birbirlerinin alanlarına girmekten kaynaklanan derin bir çatışma konu ediliyor. Esasta bu çatışma bize filmin derdine dair de pek çok şey söylüyor. Yönetmenın kağıt toplayıcıları ile ilgili bir derdi yok. Bize onların hikayesini anlatmak istemiyor. Aksine bu gerçekliğin popüler kültüre yarayacağını düşündüğü bölümü, mevzunun kaymağını almış önümüze sunuyor. Film esnasında bir grup kağıt toplayısına karşı diğer grup kağıt toplayıcısının tarafında buluyoruz kendimizi. Tek gerekçemiz ise diğer grubun hikayesinin bize anlatılmaması. Bu kurgu bile tek başına büyük bir sorun teşkil ediyor.

TERS KÖŞE İLE AMAÇ KATARSİS YARATMAK

Filmin, bu ayakları yere basmayan tutumu neredeyse tüm sahnelere sirayet etmiş. Seyir zevkinden 'ters köşe' ortaya çıkana kadar bahsetmek mümkün değil. Ters köşe ile amaçlanan ise izleyicide katarsis yaratmak. Çok ucuz bir yöntem. Ancak bilhassa son yirmi yıldır memlekette uygulanan yöntemlere bakıldığında 'yönetmen işi biliyor' demek mümkün.

'Bir helke süt vermek, onu da tepip devirmek' diye bir laf vardır. Bir iyilik yapıp burnundan getirmek manasına gelir. Filmin mekanlarından 'yoksul mahallede' gösterilen kozmopolit yapıyı yönetmenin bize jesti sayalım bir dakikalığına. Neticede 'tek millet tek devlet bir de düm tek tek tek' günlerden geçtiğimiz süreçte siyahıyla, romanıyla translarıyla bir mahalleyi dayanışma içinde tasvir etmek yürek ister! Tüm iyi niyetimizle minnet duyacak oluyoruz, çarktan dönen seks işçilerinin sahnesi aklımıza geliyor. Yönetmen, ana karakteri bu düşkünler ile konuşturuyor. İnanabiliyor musunuz ana karakter seks işçileri ile sanki 'normal insanlarmışçasına' konuşuyor. Onlara sigara veriyor. Hal hatır soruyor. İyice eşşeğin kulağına suyu kaçırıyor ve bu seks işçilerinden birinin sigarayı bırakmaya çalıştığını öğreniyoruz. Kafamızdaki 'travesti' algısına ağır bir darbe! Homofobiye, transfobiye, orospufobiye atılan bir tokat!

Bir sürü şeyi sadece söylemiş olmak için söyleyince sonucun bu denli yavan olması kaçınılmazdır. Ana akım sinema yaratıcılarının derdinin de tam olarak bu olduğunu söylemek ise şart!